Midnigth in Paris Paris'te Gece Yarısı

Pariste gece Yarısı Woody Allen Film Yorumu Paris'te Gece  Yarısı, farklı bir Woody Allen Filmi olmuş. Avrupa ortak yapımı bir film. Paris, Picasso, Dali, Hemingway ve daha bir çok karakteri görüyoruz, filmde.  Akıcı bir anlatımı ve güzel kareler var. Cole Porter müziği ile başlayan film, yine Cole Porter'li bir sona ulaşıyor. İnananlar inanıyor, inanmayanlar inanmıyor. Ama hayal ve gerçeğin karıştığı noktalar var. Şehrin hızlı yaşamından kaçan insanlar, külkedisinin tam aksine gece 12.00 çanı çaldıktan sonra ortaya çıkıyor ve rollerini oynamaya başlıyorlar.

Woody Allen filmi. Woody Allen'in bugüne kadar çevirdiği filmlerden farklı ve kendisi oynamıyor. Ancak kendisi gibi hızlı konuşan, biraz da saf görünüşlü bir yazar filmin kahramanı. Zengin bir ailenin kızı ile nişanlı ama onların maddi değerlere tutkularından, lüks restoranlardaki yenen yemeklerdeki paylaşımsızlıklarından sıkılmış durumda. Çevresinde bulunan birkaç bilmiş kişiden de aynı şekilde sıkılmış, yazarımız.
 

Film. turistik.  Paris'in güzelliklerini sergiliyor olması ona bu özelliği kazandırıyor. Paris'e gidemeyen Amerikall'lar için olsa gerek.. Yağmur altında Paris, güneşli havada Paris ve çok sayıda geçmişten bugüne taşınan imparatorluk binaları, Versailles Sarayı, Louvre Müzesinin piramidini de görüyoruz..

 

Bir gece, eski bir araba durup kendisini aldığı zaman, zaman değişiyor kendisi için. Çok sayıda ünlü ile ile karşılaşmaya başlıyor, T:S. Elliot, Hemingway, Picasso, Dali ve çok daha başkaları ve Mariana. Yaşadıkları kendisine mucize gibi geliyor ve geçmişte göremediği yazarlarla konuşmak onu heyecanlandırıyor ve şaşırtıyor.   Buna nişanlısını da dahil etmek istese de, nişanlısını beklemedği için katılamıyor bu duruma. Gerçek aslında çamaşırhanenin önünde durduğunda kendisine görünüyor ama farkına varamıyor, varmak da istemiyor. Oyun devam ediyor, filmde de.

.

Kendisi gibi olmaktan kaçan ve başkası gibi olmaya çalışan insanların, başkalarının hayatlarını yaşamaya çalışmasına güzel bir örnek, filmin sonraki sahneleri: Kıyafetleri ile başkalarını yaşıyorlar, duyguları ile başkalarını yaşıyorlar, davranışları ile hatta intiharları ile başkalarının hayatlarını  yaşıyorlar. Yaşadıkları ise yazarlar, sanatçılar, ressamlar ve çok sayıda tanınmış ve geçmişte kalan insanlar.

 

Bunları yaşıyor olmak kendilerine tabii ki yetmiyor, kıyafet balolarında gece insanların çekildiği, gerçeğin daha kolay manipüle edildiği, saatin gece yarısını vurduğu anlardan sonra yaşanacaktır bu değişim ya da metamorfoz diyebiliriz. Zira şehir yaşantısının hızından sıkılan insanlar, tıpkı Kübrick filminde maskelerini giyen insanlar gibi, kendi kişiliklerinden çıkıp farklı kişiliklere bürünmeye başlıyorlar.

 

 Ancak deniz yıldızı hikayesinde "burada milyonlarca deniz yıldızı var ne farkeder ki" sorusunu soran bir adama ihtiyaçları olacaktır. Zira bu adam olmasa soru olmayacak ve bir deniz yıldızını atan adamın," bak onun için çok şey farketti" cevabını biz hiç öğrenemeyeceğiz. Soru yoksa cevapta olmayacaktır. Bu yüzden birine ihtiyaçları var ve buna inanacak birisini hep bulmaya çalışacaklar ve bulacaklardır. Nişanlı, saf ve temiz yazarımız de tam ihtiyaç duyulan ölçülerdedir ve buna inanır. O zaman oynanan bu oyun hem seyircinin gözünde ve hem de rol yapanların gözünde gerçeklik kazanacaktır. Kendilerini Hemingway T.S. Elliot,  Dali, Picasso gibi hissedeceklerdir, gerçekten.

 

Hayatın hızından ve ritminden sıkılan insanların önce 1930'lardaki yaşantıya duydukları özlem ve balolar.. Bazılarına 1930'lar bile  hızlı geldiği için oradan 1920'lere doğru hareket etme ihtiyacı doğacaktır. Kitapta yazılı olanları yaşama isteği, "bir roman olsam" şarkısı ile aynı duyguları paylaşmak demektir. Sonunda beklenmedik bir şey olur ve Paris'in büyüsüne kapılan yazarımız Cole Porter müzikli bir seçimi yapacaktır.

 

Gerçeklerden kaçmak isteği zaman zaman herkesin hissettiği bir duygu olsa gerek. Özellikle kişide ayrışma şiddetlenmişse, yaşadıklarından mutlu değilse ve daha sonra da mutlu olamayacağından eminse, geçmişi arayışa girmesi doğal sayılmalıdır. Böyle bir durum ayrışmayı arttırır ve gerçekleri görmeyi gözardı eder. Tıpkı çocukluğunda hayali arkadaşları olan çocukların hissettikleri gibi. Sadece hayali arkadaşlıklar değil, hayali futbol takımı, hayali tiyatrolar, hayali sinemaların kurulduğu hissedilen derin yalnızlıktan kurtulmanın bir yolu sayılabilir. Ama yalnızlık temel de hep olacaktır.

 

Zaten kıyafet balolarında, gece hayatında, milongalarda ve bazan hayatın kendisinde, kişilerin kendi istedikleri ama olamadıkları rolleri ve yaşanmamışlıkları yaşaması da filmi doğrulamıyor mu? Gerçek hayatta karar veremeyen kişi, dans ederken müziğin ritmine uygun olarak kendini karar verir hissettiği için dans etmeye devam etmeye çalışıyorsa, ya da tenis oynarken kendisini Federer zanneden kişiler de yok değil midir? Kıyafet balolarında giydiği giysilerin kendisinden istediği davranışları sergileyenler. Sigara içmedikleri halde smokin giydikleri için püro içenler. Hayatlarında veremedikleri kararları tango yaparken verdiği kararlarla rahatlayanlar olduğunu biliyorsunuz, siz de. Ve daha çok başka örnekler. Kendisinden kaçan, kendisi gibi olmaktan hoşnut olmayan, aşkı bilmediği halde barda karşılaştığı kişiye aşkını anlatan, facebook yanda msn'de duygusal kekemelikten dolayı eşine ya da sevgilisine söyleyemediği cümleleri yeni tanıdıkları kişilere kolaylıkla söyleyenler. Anlatılamayanların, söylenemeyenlerin bir başka yapı içine girerek söylenmesi.

 

Bu filmde dikkatimi çeken bir nokta ise Yazarın Picasso hakkında Louvre müzesinde anlattıkları oldu. Yaşadıklarına inandığı için orada anlatıların hepsini tam da "instant learning" kavramına uygun olarak hem öğrenmiş ve hem de anlatır hale gelmesi ilginçti. Gelecekte belki de bazı dersler sanal veya gerçeklik olarak, sanki yazar tarafından anlatılıyormuş gibi öğrencilere aktarılabilirse, o zamanın ortamı içinde aktarılanlar öğrenme sürecini çok hızlandırabilir. Sınıftaki dekor değişiyor ve içeriye Hemingway giriyor ve yazdıklarının ne anlama geldiğini, hangi romanda nasıl duygular hissettiğini anlatıyor olsa, öğrenciler daha kolay öğrenebilirler, belki de. Müfredat tamamen değişir ve eğitim süresi çok kısalabilir. Özellikle sanat ve edebiyat dersleri bu şekilde görülebilirse ilginç olabilir. Fizik, Kimya ve Matematik'te de aynı şekilde formülleri ve kanunları bulanlar, bu sonuçlara nasıl ulaştıklarını o zamanın dekoru içinde anlatsalar öğrenme hızı kolaylıkla artabilir. Çoğu dahinin söylediği gibi "aslında biz hiçbir şey bulmadık, o orada duruyordu, biz ortaya çıkarttık" dedikleri gibi.

 

Bir filmin düşündürttükleri yukarıda yazdıklarım. Sizin ilaveleriniz yorumlarda görünebilir.

 

TOP