Betül Ark Röportajı

Posta Gazetesi NLP Küçük Büyük Yazılar RöportajıPosta Gazetesi Pazar Postası Ekinde  Betül Ark'ın Cengiz Eren ile yaptığı Röportaj.

Cengiz Eren... Türkiye'yi NLP ile tanıştıran kişi... Zihinsel açıdan engelsiz ve sınırsız düşünmenin, bizi bütün isteklerimize, kaynaklarımız ölçüsünde kolayca ulaştırabileceğine inanıyor ve bunu sonuna kadar savunuyor...

 

Yeni çıkan kitabı "KÜÇÜK büyük YAZILAR" da, hayata ve olaylara bakış tarzının herkeste ne kadar farklı olabileceğini ve düşünce sistematiğini değiştirdiğimizde neler başarabileceğimizi kısa yoldan bize gösteriyor...

Bir solukta okuyacağımız kitapta, küçük sandığımız ama hayatımızda büyük etki yaratan olaylar karşısında alacağımız tavırların önemi, örneklerle anlatılıyor..

Geriye baktığınızda bugünü hayal ediyor muydunuz?

Yıllar önce Tempo'ya "4 Saatte Kendinizi Değiştirin" adlı kitabımın bültenini yollarken, haber olmak gibi bir hayalim yoktu. O yüzden şu anda şunu söylüyorum, hayal etmek bile insanı sınırlayabiliyor bazen. O yüzden siz kendi kaynaklarınızı zenginleştirebilirseniz, hayal etmenize bile gerek olmayabiliyor. Önemli olan kendinizi iyi hissetmek, kaynaklarınızı zenginleştirmek ve ondan sonra yolunuza devam etmek...

 

Dört saatte kendini değiştirmek biraz iddialı değil mi?

Bir mesaj vermek istediniz mutlaka! Evet, vermek istediğim mesaj şuydu: Aslında değişim çok zor değil çok kolay mesajı... Dört saatte kendinizi değiştirebileceğinize dair bilgiler doğru modelde aktarılırsa, siz de değişebilirsiniz. Kişinin değişim kararlarını kendisinin vermesi gerekiyor.

Dış önerme derken neyi kastediyorsunuz?

Eğer biz kararları veremiyorsak, başkalarına verdiriyoruz. Bununla ilgili birçok farklı strateji söz konusu... Örneğin; bir kişi birinden ayrılmak istiyor ve karar veremiyor. Veremeyince kendini terk ettirmeye çalışıyor "Ben sana göre değilim" diye! O zaman tabii kararı başkasına bırakmış oluyor. Bu durumda kalan kişi, kendi karar veremediği için başkalarının kararlarını çok kolay kabullenebiliyor. Çok kolay kabullenince, artık hayatının yönetimini de o kişiye bırakıyor, o duruma bırakıyor, o konuya bırakıyor. Dış önerme dediğimiz şey, insan olmayabilir başarı olabilir, para olabilir, ün olabilir. Başka bir şey olabilir. Böyle olunca kendi hayatının yönetimi elinden çıkmış oluyor. Buna çok yakın bir örnek; Steve Jobs örneği... Dünyayı değiştiren bir insan. Fakat kendi hayatını ve kendisini hiç koruyamamış birisi.

Bunu biraz açar mısınız?

Önce Apple'dan atılması, ardından evlatlık olduğunu öğrenmesi. Bunlar çok büyük şoklar. Daha sonra da atıldığı Apple'a geri dönerek, oradan atılmasının yanlışlığını ispat etmeye çalışırken, hayatını kaybetmesi... Zaten, zekasını aşırı derecede kullanan ve zorlayan insanlarda şeker tüketimi fazla oluyor ve bu durumda pankreasta bozulmalar ortaya çıkıyor. Çok örneğini gördük. Allah rahmet eylesin, Ufuk Güldemir, Milliyet'ten atılmasını kendine yedirememiş, Özhan Canaydın şampiyon olamamayı, Sakıp Sabancı ise; kardeşinin ölümünü kabullenememiş. Herhangi bir şey bizden önemli hale geliyorsa, sorun yaşıyoruz.

'Aslolan benim' mi demek gerekiyor?

Kendi değerinin farkına varmak ve ona uygun davranmak...

Kendini korumanın ilk şartı nedir?

İstemediğiniz şeylere 'hayır' diyebilmek. Ancak; bunun için de karar vermek gerekiyor. Kişi karar veremiyorsa 'hayır' diyemiyor. Hayır diyemeyince, durum sağlıklı sonuçlanmıyor.

 

NLP (Algısal Davranış Kontrolü), varolan davranışları kendi kararlarınızla değiştirmek diyorsunuz...

Bir kere NLP, fark etmemizi sağlıyor. Sizde varolan yapı nedir? Bunu kelime ve cümlelerden anlıyoruz. Yazılanlardan, kişinin davranışlarından anlıyoruz. Bir de en önemlisi, geçmişte yaşanan olayların yarattığı stratejiler nelerdir? Onları bulmadan bir çözüm söz konusu değil. Bu konuda oldukça uzun zamandır çalışıyorum. Yazılarımda, internette, kitaplarımda... Geçmişte yaşanan tecrübelerin yarattığı etkiler, stratejiler değişmedikten sonra değişim gerçekleşmiyor. Ne öğrenirseniz öğrenin bu mümkün değil. Bakıyorsunuz bir kişi çok sevdiği bir şeyi kaybetmiş. Bundan sonra da hiçbir şeyi kazanmak istemiyor. Buna kaybetmemek için kazanmak stratejisi diyoruz. Böyle bir strateji oluşmuşsa kişi kazansa bile kaybediyor. Birçok kişide görüyoruz bunu...

Geçmişi temizlemek, yani bir nevi detoks!

Zihinsel detoks! Geçmişte yaşanan çok küçük diye düşündüğümüz olaylar, büyük etkiler yapıyor. Burada şöyle bir sorun var. Kişinin kaynakları zenginse, algı seviyesi yüksekse, yaşadığı olayların etkisi, başka birinde çok küçük etki yaparken, bu insanda çok fazla etki yapıyor. Fakat kişi, bu etkinin farkına varamıyor. Farkına varamayınca o strateji iç dünyada o şekilde yürümeye başlıyor. Dibe vurabiliyor, sağlığı bozuluyor. Birini sevmiş diyelim ve ayrılmış. Ondan sonra sevmek istemeyecektir. Sevilmek isteyecektir. Buna sevmemek için sevilme stratejisi diyoruz. Herkesin kendisini sevmesini isteyecektir. Çoğu sahne sanatçısının stratejisi budur. Düşmemek için yükselmek isteyecektir. Eğer çok başarılı olmuş, bir yerlere gelmiş ve oradan aşağı çakılmışsa bir daha yükselmek istemeyecektir. Ortalarda bir yerlerde kalmaya devam edecektir. Buna benzer çok örnek var.

 

Annenin yaşamımızda çok önemli bir yeri olduğunu söylüyorsunuz...

Annenin ve dolayısıyla kadınların önemi var. Çünkü değişime erkeklerden daha az direnç gösteriyorlar, daha kolay değişebiliyorlar. Sezgilerini daha iyi kullanabiliyorlar. Ancak ortaya oyuncu olarak çok çıkmıyorlar. Annemim benim hayatıma etkisinin, olması gerekenden fazla sevgi vermesi görüyorum şimdi bakınca. Yetim büyüdüğü için hep bu açığı kapamaya uğraştı. Başardı da... İlkokulda İstanbul'a geldik. Burada hayat daha zor. Daha önce tavuk, koyun besliyorduk. Ailenin ekonomik durumu iyi olmadığı için annem 40 yaşından sonra örgü makinasıyla iş yaparak aileye katkı sağladı ve beni okuttu. Yeni fark ettiğim bir şeyi paylaşmak istiyorum. Biz altı kardeşiz. Annem bana hamile kalıyor ve düşürmek istiyor. Bir rüya görüyor. Oturduğumuz evin bahçesinde bir aslan görüyor ve ona bakarken aslan gidiyor. Aslanın nereye gittiğine bakmak için kapıyı açtığında, bir çocuk görüyor kundakta. Bu rüyayı yaşlı bir kadına anlatıyor. Yaşlı kadın da "Bu çocuk vatana, millete yararlı olacak, doğur" diyor. Bu bende daha önce farkında olmadığım ve yeni anladığım bir durum; istenmeyen çocuk olduğumu kaydediyorum! Bu açıdan baktığımda sonraki olayların hepsinde gerçekten hiçbir şey istemediğimi gördüm geriye bakınca. Ne var ki; benden bir şeyler istemeleri için her şeyi yapıyorum. Böyle bir strateji oluşuyor. Bu da benim hayatımı ciddi şekilde etkiliyor

 

Ne zaman fark ettiniz bu durumu?

Yaşadığım birkaç olayın arkasından 7-8 ay önce fark ettim. Bunu fark etmemi sağlayan kişiye de teşekkür ediyorum.

Kendimizi dışarıdaki olumsuzluklara karşı korumak için nasıl davranmalıyız?

Kişinin sezgilerini iyi kullanması gerekiyor. Birine baktığınızda 30 saniyede ne olduğunu anlarsınız, hissedersiniz. O duyguyu alınca, eğer kötüyse o iletişimi sonlandırmak gerekiyor. Kişiler kendilerine en acı çektirecek kişiyi seçiyorlar genelde; çünkü acı çekmeye alışmışlar. Sezgileri o kadar kuvvetli ki; yirmi kişi içinden bakıyor, acı verecek olanı seçiyor ve o acıyı çekiyorlar. Sonra da isyan ediyorlar ama kendi seçimleri... Hiçbir şey tesadüf değil!

Hayatı akışa bırakmak lazım diyoruz ama müdahale de lazım diyorsunuz, ideali nedir?

Sonuçta kişi karar verebilir ve düşünmeden uygulayabilir hale geldiğinde; artık sistem karar vermeyi, bunu sonuçlandırmayı öğrendikten sonra olacakları akışa bırakmak gerekiyor. Eğer bunu öğrenmeden akışa bırakırsanız, dış dünyadan gelen birçok bilgi sizi gereksiz etkileyecektir. Bu benim hayatımda da var "İçeriksiz Düşünmek" kitabımda anlatıyorum. Babam beni 11 yaşında sanat okuluna göndermek istedi. Ben istemedim çünkü sevdiğim arkadaşlarımın hepsi liseye gidiyordu. Gönderirse okumayacağımı söyleyip, liseye kaydımı kendim yaptırdım. Hayatımdaki en büyük otoriteyi yenip, kendi kararlarımı o yaşta verir hale gelmiştim. O da kabul etmişti Allahtan, etmese ne olurdu bilemem!

Hayatımızdaki otoriter insanların da bize katkısı büyük diyorsunuz...

Öyle; ama çatışmadan hasar görmeden çıkmamız gerekiyor.

 

Neden doğal değil insanlar, hep bir maske var sanki?

Farkında olmadan yaşadığımız tecrübeler bir yerlerimizin donup kalmasını sağlıyor. Bu tarafımız aslında çok naif, kolay zarar görebilen, korunması gereken yanımız. Bunu korumak için maskeler takmaya başlıyoruz. Bunları takmaya başlayınca da kendimiz olmaktan çıkıyoruz haliyle. Artık bize önerilen gibi olmaya başlıyoruz; yani annemizin babamızın istediği, onların onaylayacağı şekilde. Patronumuzun istediği gibi olmaya başladığımızda kendimiz olmaktan çıkıyoruz. Ne olduğumuzu da fark etmiyoruz. Düşünemiyoruz, duygularımızı ifade edemiyoruz. Böyle olunca sevdiğimizi de söyleyemiyoruz. Sevmediğimizi ve istemediğimizi de. En kötüsü 'razı' olmaya başlıyoruz. Bu, bütün içeriklerde razı olmayı getiriyor. Biz bir içerikte razı olursak, hepsinde razı olmak zorundayız. O razı olma süreçleri geldiği zaman da maaşa razı, insana razı, eşe razı, sevgiliye razı süreçleri ortaya çıkıyor. Ondan sonra da istediğimiz hiçbir şey olmuyor hep bize verilenlerle yetinmek durumunda kalıyoruz. Hoşgörü, tavır almayı engelliyorsa iyi bir şey değil.

 

Maske takılamayan bir yer var mı?

İnsanın en doğal hali yatakta! Orada tam bir teslimiyet var. Uyurken fazla hareket ediyor ve sıçrıyorsanız, bir sorun var demektir. Orada rahat olmak gerekir. Küçük çocuklar için de aynı şey geçerli. Rahat uyumuyorsa, hayatı zor geçecek demektir. Huzurla uyuması lazım, onun için de yaşamının genelinde herkesin huzurlu olması gerekiyor.

(11.12.2011 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır.)

 

TOP