Hıncal Uluç

Hıncal Uluç Depremden korkmamak için Deprem OlmakÇocukluk insan hayatındaki bir çok şeyi belirliyor. Farkında olmadan yaşananlara ait stratejiler ve sonuçlar yaşanan hayatın içine damla damla akıyor. 

Sonra bir bakıyorsunuz ki, farklı hale gelmişsiniz. Yapmak istedikleriniz yerine yaşadıklarınızın etkisi ile size önerilenleri yapmaya başlamışsınız. Yaşadığınız hayat sizin hayatınız değil de bir başkasının hayatı gibi gelmeye başlamış size. Bunu ne zaman farketmişseniz değişim zamanı gelmiş de geçiyor demektir. Okuyacağınız yazı tanınmış ve önemli bir yazarın yaptıklarını açıklıyor ve ona kızmamıza değil anlamımıza gerek olduğunu da.

 

Depremler insan hayatından önemli bir yer tutuyor. Özellikle çocuk yaşlarda böyle bir olaya yakalanmışsanız, etkileri düşündüğünüzden daha fazla olacaktır. Doğaya karşı güçsüz olan insan bu güçsüzlüğünü farkettiğinde hangi yaşta olursa olsun etkileniyor.  Her dönem için farklı etkileri ve sonuçları olduğunu görüyoruz.

 

 

Sel yaşamak, yangında kalmak, donma tehlikesi geçirmek hepsinin farklı etkileri olacaktır. Sabit sandığımız yerin oynaması, güçlü olduğunu düşündüğümüz binaların sallanması ve çatırdaması, ayağını sağlam yere bas diye öğretilen bilgilerin paramparça olmasını sağlıyor. Zihinsel süreçlerde ise deprem, narkoza benzer bir durumun yaşandığı süreci ortaya çıkarıyor. Orada zihinsel algılar çok yükselir, duygular çok derine kaydedilir ve zihinde kapatılmış duygular var ise. o kapaklar birden açılır. Küçük yaşlarda cin çarpmasına benzer bir durum yaratırken, ilerideki yaşlarda "deprem korkusu" denen, kişinin kendisini iyi hissedemediği, uyuyamadığı, en küçük sesten rahatsız olduğu, söylenen herşeyi derinlemesine algıladığı bir durumu ortaya çıkarır. Aslında bu deprem korkusu değil geçmişin sorgulanmasından ortaya çıkarılan duyguların yüzeye taşınmasıdır, diyebiliriz. Kişi bu duyguları sürekli olarak hissetmemek için kendisinden ayrışacaktır. Ayrışma dediğimiz bu sürecin bir başlangıcı vardır ve sonrasında artarak devam edebilir.

 

Hıncal Uluç'un yazdığı yazı Depremi yaşayan çocuğun hayatını nasıl etkilediğini anlamamızı sağlıyor. Kendisine içtelikle paylaştığı için teşekkür ediyoruz. Sorulması gereken soru ise şu: Yaşadığınız fiziksel ve zihinsel depremler sizde ne etkiler ortaya çıkarmış olabilir?

 

"1945 depremi, Van'ı yerle bir ettiğinde ordaydım.. Evde annem.. Kucağında kundaktaki Serpil.. Beş yaşında ben..
Duvar yarıldı, dışarıyı gördüm.. Kapıya koştuk, annemle.. Kapı sıkışmış, açılmıyor.. İkinci kattayız, pencereden kaçamıyoruz.. Tavandan sıvalar dökülüyor.. Duvar çatlağı geçmiş, yarık.. Çöktü çökecek.. Artçılar sallamaya devam ediyor..

 

Babam işe gitmiş, ağbim okula..

O her an yıkılacak evde çaresiziz.. Daha kötüsü yapayalnızız.. Herkes kaçmış konu komşuda.. Annemin çığlıklarını duyan yok..

Hayır var..

 

Ev sahibimiz.. Su katılmadık bir Kürt.. Onun sesini duyduk aşağıdan.. Haykırıyor..

 

"Suat kızım, korkma.. Sizi ordan çıkaracağım.."

 

O yıkılmakta olan eve daldı.. Elindeki baltayla kapıyı kırdı.. Merdivenlerden nasıl koşarak indik, nasıl fırladık..

 

Sonrası.. Asker el koydu duruma.. Van ovasına çadırlar kuruldu.. Yüzlerce çadır, bir günde.. Herkes başını sokacak bir yer buldu.. Bir çadır kasabası olduk..

Sonra sakalar vardı o devirde.. Askeriyenin gene.. Atların çektiği devasa fıçılar yüklü arabalar.. Sular geldi, içmek için..

 

Ama en büyük bayram, tayınların gelişi oldu.. Mis gibi kokan sıcacık ekmekleri dağıttı, askeriye, çadır halkına.. Kapıştık..

 

 

Ne lezzetliymiş, asker tayını meğer..

O müthiş depremin akşamı, hemen herkes evini barkını kaybetmişti ama, bir aradaydık.. Suyumuz, ekmeğimiz vardı..

En önemlisi.. Terk edilmediğimizi görmüş, yaşamıştık..

 

Türküler söyleyip, halaylar sektik, el ele.. Sımsıcak..

 

Yalnız değildik işte.. Yalnız değilsen, yenilmezsin.. Yalnız değilsen, umut vardır.. Yaşanmaya değer hayat vardır.."

 

Hıncal Uluç yazısının bir yerinde yaşadığı olayı yukarıdaki cümlelerle aktarmış. Korku dolu anların çaresizliğin yaşandığı 1945 depremi kendisi hiç farkında olmasa da önemli izler bırakmış Hıncal Uluç'un zihninde ve duygularında.

 

Bugün baktığımızda kendisinin anlattıklarından öğrendiğimiz bir çok bilgi ile depremde yaşanan olaylar arasında ilginç bağlantılar kurulabilir.

 

Sabah Gazetesi'ndeki tam sayfa köşesinde gündemi sarsan yazılar yazıyor, Hıncal Uluç. Çoğu köşe yazarını tanıyor ve onlarla iletişim halinde. Bu sitede yayınlanan bir yazıda Oray Eğin, kitap yazmaya devam ederken yazılarını aksatması yüzünden Hıncal Uluç'tan yediği fırçayı anlatıyor ve Hıncal Uluç'a "sana ne" diyemediğini ifade ediyordu. Sabah Gazetesinin bütün patronlarına yakın olmuş, onlara danışmanlık yapıyor sayılabilir. Şimdiki patrona da aynı yakınlıkta.

 

Oturduğu ev düzayak sayılabilir. Bu evde cemaat sayılabilecek kalabalık bir arkadaş grubu ile maçları seyrettiğini biliyoruz. Her farklı kesimden arkadaşları var, iş hayatından, sanat çevresinden, mankenlerden ve daha çok başka çevrelerden.

Yazılarına bakıldığında ise hep kimsenin düşünmediği noktalardan olaylara yaklaşıyor ve yazdıkları Defne Joy Foster için yazdığı cümleye kadar gündem oluşturuyordu. O cümleden sonra etki alanında önemli bir daralma oldu. Daha önce okuyucusu olan kadınlar onu okumamaya başladılar.

 

Bügün yaptıkları ile yaşadığı depremde yaşadıkları arasında bağlantı kurmaya başlarsak;

 

Öyle bir depremden tabii ki herkes korkar. Hıncal Uluç ise bu korkuyu çok küçük yaşlarda hissetmiş durumda. Hayatında böyle bir depremle bir daha karşılaşmak istemeyecektir. Karşılaşsa bile sağlam olduğuna inandığı bir evde oturacak ve çoğunlukla, bu evin düzayak olan giriş katında yaşayacaktır. "Evde annem... Kucağında Serpil... Ve beş yaşında ben..." cümlesinin de hayatına getirdiği bir sonuç olacak, ancak bu sorunun hiç farkında olmayacaktır.

 

Annesi, kardeşini kurtaran elinde baltası olan "Su katılmadık" bir kürttür. Bu kişinin kullandığı balta gücü ifade ediyorsa, kendisinin yanında mutlaka gücü ifade eden veya elinde tutan bir figüre ihtiyaç duyacaktır. Bunlarda kendisinin yakın olduğu ve patronları ve gücü ifade eden arkadaşları olacaktır. Ercan Arıklı'ya, Dinç Bilgin'e, Turgay Ciner'e, Ahmet Çalık'a neden yakın olduğunu anlamamız bu şekilde kolaylaşıyor.

 

Su ve asker tayınından sonra halaylar çekilmesi (halaylar sektik diye yazılmış ama halaylar çektik olmalıydı.) kötü durumlarda bile kendisini kötü hissetmeyebileceğini gösteriyor sayılabilir. 1945'teki 5,8 lik depremde kimsenin hayatını kaybetmemesi de bu sevincin paylaşılmasını sağlamış olabilir. Zamanının çoğunu sevdiği insanlarla sürekli paylaşıyor olması, geçmişteki zamanda çektiği halaylarla ilgilidir. Sevmesi zor olsa da sevdikten sonra arkadaşlıklarında vazgeçmeyecektir. Deprem sırasında evde yaşadığı korku yüzünde sürekli olarak hissettiği bir yalnızlık duygusu yaşanması da olasıdır. Bu duygunun hissedilmemesi için her zaman ulaşabileceği birileri olmalıdır, çevresinde.

 

Tabii yukarıda yazılanlar Defne Joy Foster için neden " Su testisi su yolunda kırılır" yazdığını açıklamıyor. Tam bu noktada şu söylenebilir. Depremi derinden yaşayan biri için bu duygudan kurtulmanın tek yolu deprem yaratmak olacaktır. Depremden korkmamak için deprem olmak. Defne Joy Foster'e kızgınlığı ise (kızgın olmasa o cümleyi yazmazdı) çocuğunu gecenin o saatinde yalnız bırakmış olmasından kaynaklandığı söylenebilir. Kendisi de depremde çocukken yalnız bırakıldığı için.

 

Bu anlamda Hıncal Uluç, zayıf, hatalı gördüğü yazarlar ve durumlar karşısında deprem olarak ortaya çıkmakta ve varolan sistemi sarsmaya, hatta yıkmaya çalışmaktadır. Bu hem Defne Joy için yazdıklarını ve hem de yazılarında hiç düşünülmedik yerlerden ters köşeye çaktığını kolaylıkla açıklar hale geliyor. Deprem olup sistemi sarsmak ve zayıf gördüklerini yerle bir etmek. Bu sarsıcı tavır içinde dokunmak istemediği iki değer ortaya çıkacaktır. Bunlardan biri askerler ve diğeri de kürtler. Bu iki konuda yazılar yazsa bile hiçbir zaman deprem olmak istemeyecektir. Geri kalan bütün konularda ise kendisinden her zaman sarsıcı yazılar bekleyebiliriz.

 

Ek olarak şu söylenebilir. Uğur Işık hakkında yazdığı yazıdan soran kendisine yapılan silahlı saldırı, yeni bir deprem olmuş bu yapıyı bir müddet kapatmış, ancak boyun ameliyatında aldığı narkoz sonrasında  sonra, kapaklar açıldığı için deprem sistematiği yeniden çalışır hale gelmiştir, diyebiliriz. Defne Joy için yazdıklarınden sonra , yarattığı depremin kendisine de zarar verdiğini anladığı için bu stratejiyi, deprem olup gündemi sarsmak stratejisini daha dikkatli kullanmaya başlayacaktır.

 

Bu anlamda kendisine çok sayıda kızan insan olabilir. Ama o aslında yaptıkları ile kendisi yalnız kalmak pahasına başkalarının yalnız bırakılmasını engellemeye çalışıyor, olabilir. Bu yüzden onu hem anlamamıza, hem de sevmemize ihtiyacı var.

 

Cengiz Eren

www.erenlp.com

 

 Hıncal Uluç Yazısı 12.11.2011 Sabah Gazetesi

 

Bu ülkede kim ne yapsa yanına kâr kalıyor.. Bilinen bu..
TEM kazasında emniyet şeridini işgal edenler yüzünden 9 insan öldü. Ambülans yetişemediği için.. Kan kaybından..
Polis bir plaka aldı mı?. Savcılar, o emniyet şeridini işgal eden katil orospu (Artık aynen yazıyorum, öfkemden, kimse kusura bakmasın) çocuklarından bir tekini ibreti alem için tutukladı mı?. "Ölüme sebep olmak"tan dava açtı mı?.

O zaman, yılbaşında yapacağınız yüzde on ceza zammı ile emniyet şeritleri kurtulur mu sanıyorsunuz?.

Bu ülke sorumluları, sorumluluklarının gereğini yapmadıkları sürece, biz insanlar pisi pisine ölmeye devam edeceğiz. Arkamızdan hesabımızı soran da çıkmayacak..

Yeni depremler.. Yeni ölümler.. Yeni depremler.. Yeni ölümler..

Allah Van'ı üçüncü depremden korusun.. Çünkü ardından gene ayni sahneleri yaşayacağız. Ben ayni yazıyı bir daha yazacağım.
Yazdığımla da kalacağım..

Çünkü biliyorum.. Bu yazı kimseyi, 3.1 bile sallamayacak!.

 

http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/uluc/2011/11/12/deprem-oldurmez-bina-da-oldurmez

 

 

TOP