hizmet hareketi

 

  • Bir Konuşma ve Bir Yorum

    Radyo Yayını

    Dün akşam eve gelmiş radyo istasyonlarını karıştırıyordum, mutfakta.Mehtap Radyo ya denk geldim. Spiker Mehtap Radyo anonsunu yaptıktan  hemen sonra Fetullah Gülen'in konuşmasının başlayacağını söyledi. Yaşanan durumu bildiğim için dikkatle dinlemeye başladım.


     Karmaşık Dil Kullanımı

    Sesi yorulmuş, konuşması güçlü, ayetlerle zenginleştirilmiş ama kendisini eskisi kadar güçlü hissetmiyor. Hatıralarından bahsediyor. Yüzyetmiş ülke ve sayısız okulu anlatıyor. Biz bunları yirmi senede kurduk diyor, elimizden alırlarsa, beş senede daha iyisini daha büyüğünü kurarız diyor. Hüzünlü bir konuşma ve dağılmayı engellemeye çalışıyor gibi.

    Turgut Özal Süleyman Demirel Ecevit Abdullah Gül

    Sonra da hatıralarından bahsetmeye başladı. Turgut Özal'ın başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı döneminde cemaate ne kadar yardımcı olduğunu anlatması da ilginçti. 30 ülke Cumhurbaşkanına referans verdiğini ve sayısız mektup yazdığını anlattı. Kendisini çok defa Çankaya'ya davet ettiğini ama kendisinin onu zor duruma düşürmemek için gitmediğini anlattı. Hatta Cumhurbaşkanı Özal'ın kendisini Çankaya'nın arka kapısından içeri almayı bile teklif ettiğini söyledi. Bunu da kabul etmedğini ifade etti.

    Daha sonra ise Süleyman Demirel'den de bahsetti, sitayişle. Kendisi ile defalarca görüştüğünü ve onun da çok sayıda referans mektubunu ülke başkanlarına yazdığını anlattı. Bu hareketin Özal ve Demirel'in emaneti olduğunu söyledi. BU emaneti korumak gerektiğini de tabii ki.

    Sonra sıra Ecevit'e geldi. Ecevit ile başbakanlığı döneminde Ecevit'in kendi evinde görüştüğünü, hem de defalarca görüştüğünü söyledi. Amerika'yı ziyaretinde Ecevit cemaat okullarında %30 Türkçe eğitim veriliyor dediğinde, Ecevit'in gözlerinin yaşardığını ve çok sevindiğini anlattı.

    En son olarak ise Abdullah Gül'ün birkaç ülke başkanına mektup yazdığını ve bazı sorunları bu mektupları ile çözdüğünü de ifade etti.

    Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan

    Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde Güney Afrika'yı ziyaretinde Selimiye kışlası kadar büyük bir cemaat okulunun önünden geçtiğini ama içeri girmediğini anlattı. Kendisine çok kızgın olduğu anlaşılıyor. Hele son yaşananlardan dolayı çok kızgın olsa gerek. Cemaat dağılıyor korkusu bacayı sarmış durumda.

    Özal zamanında Papa'yı ziyaret eden Fetullah Gülen'e büyükelçilikten mihmandar verildiğini, sadece Papa ile görüşecekken, mihmndarın "ben Türkiye Cumhuriyeti temsilcisiyim, o yüzden Papa ile görüşmenize katılamam" cümlelerini saygı ile söylediğini anlattı. Seyahatin her anında mihmandarın hep yanında olması devletin kendisine verdiği desteği biraz daha net olarak gösteriyor.

    Devlet Destekli Gelişme

    Buradan anlamamız gereken bir kaç nokta var. Bunlardan birincisi, Fetullah Gülen bilinenleri kendi ağzından da itiraf ediyor. Cemaat'in devletin en üst noktalarından desteklendiğini ve devlet içine sızmaya izin verildiğini gösteriyor ve bunu kendisi de söylüyor. Sadece Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisine ilgi göstermediğini anlatıyor. Bugün yaşanan durumu ise biliyoruz. Fetullah Gülen kırmızı bültenle aranıyor. Devlet içindeki ekibi dağıtılırken, ekibin dağılmaması için gayret sarfediyor, ayetlerden verdiği örneklerle.

    Lider ve Önerme Kabulü

    Fetullah Gülen'in iki önemli hatası var. Bunlardan birincisi geçmişte, kendisini liderlere takdim eden kişinin "Hocaefendi, çok güçlendik. Bu yüzden artık görünür hale gelelim" önermesini kabul etmesi. Bu önermeyi kabul ettiğinde yurt dışına kaçması ile başlayan süreci de kabul etmiş demektir.

    Kararsızlar Ordusu

    İkincisi ise, insanları, etkisi aldığı insanları hiyerarşik yapı içinde o kadar karar alamaz hale getirdi ki, insanlar kendileri için veya hareket için alacakları her kararı ona sormak zorunda kaldılar. Ancak bu kişilerin kendilerini geliştirmelerini ve özgür iradeleriyle karar verebilmelerini engelledi. o yüzden meşhur beddua konuşmasında, bütün uyuyan hücreler mesajını vermesine rağmen, bir kaç savcı dışında kimse karar alamadı, kimse hareket edemedi. Hocası olduğunu söylediği Said'i Nursi ile benzer bir sonucu yaşıyor olması, konuyu doğru ve dikkatli inceleyen kişiler için şaşırtıcı olmayacaktır.

    Ebede Geçme İsteği

    Askeri yapıda kurulmuş bir hiyerarşi böyle bir hizmet faaliyetinde birgün kolaylıkla çökecekti. Kendi söylemlerinde ifade ettiği "Ebede geçmek istiyorum" cümlesi kendisinin hem üzülmesini ve hem de kaybetmesini sağlayan sürecin başlangıcı sayılabilir. Kendisi ebede geçmek isterken, koskoca bir hareketi geçmişe gömmek gibi bir sonuç ortaya çıkarmıştır. Devlet desteği ile büyüyen bir hareket devletin baskısı ile sona ermektedir.

    Anlaşılması gereken ise, en güçlü hissettiğinizi farkettiğiniz an, en güçsüz hissettiğiniz andır ve darbe hiç düşünülmedik bir yerden gelebilir. Bu olayda da böyle gerçekleşmiştir.

    Cengiz Eren

    NLP Uzmanı ve Eğitmeni

    http://www.erenlp.com

     

  • Bugünü Anlamak, The Departed Leonardo Di Caprio, Matt Damon, Jack Nicholson

    The Departed Jack Nicholson, Leonardo Di Caprio, Matt DamobDevşirme ve Departed

    The Departed filminde önemli aktörler oynuyor  Jack Nicholson, Leonardo Di Caprio, Matt Damon ve Mark Wahlberg ve Martin Sheen. Güçlü oyuncu kadrosu, çok güçlü olmasa da önemli bir senaryo. Bugünü anlayabilmek için önemli verileri de ortaya koyuyor. 

    Mafyayı ve iki ayrı çocuğun hikayesini anlatıyor. Mafyanın büyüttüğü ve yetşitirip polis teşkilatı içine yerleştirilen çocuk eyalet detektifi olarak, polis mafya iletişimini sağlıyor ve yapılacak operasyonları mafyaya bildirirerek onların yakalanmamasını sağlıyor. 

     

    Diğer polis ise, mafyanın içine sokuluyor. Ve iki tarafta birer köstebek olduğunu anlıyoruz.  Haberler bir o yana bir bu yana ulaşıyor. Mafya ve polis içlerindeki köstebeği bulmaya çalışırken, onların özel hayatlarından da kesitler veriliyor.  Paraya ihtiyacı olmayan ama adrenalin ihtiyacı için tehlikeli işlere giren mafya babası (Jack Nicholson), aldığı kararları acımasızca uygularken, köstebek bu olaylara şahit olur.  Hayatı giderek daha sertleşecek ve madde kullanamaya da başlayacaktır.

     Köstebek

    Önemli sahnelerden birisi, Mafya içine sokulmak istenen köstebek adayı  (leonardo di Caprio) yapılan  öngörüşme.  Bu insan kaynakları ve  iş başvurusu yapacak  kişiler için bir ders niteliğinde olabilir. Sonuna kadar zorlanan, kendisi ve ailesi sorgulanan köstebekin gösterdiği tepkiler görülmeye değer.  Yeni iş başvurusu yapacak kişilerin bu sahneyi dikkatli olarak seyretmesi yararlı olacaktır. Bir insanın ne kadar zorlanabileceğini görmek.

     Bugünü Anlamak ve Fetö Terör Örgütü

    Bugünü anlamak için de filmde önemli veriler, küçük yaşta devşirilen çocukların görevleri ne olursa olsun, kendine fırsat veren şans tanıyan kişilere olan bağlılıkları çok güzel ifade edilmiş.  Polis içindeki köstebek (Matt Damon) kendisi teşkilat içinde önemli görevlere gelmesine rağmen, haber iletme görevini sürdürüyor, bir zamana kadar. Ancak bir defter içinde gördüğü not ve FBI mafya arasındaki bağlantıları farketmesi ilişkinin bozulmasına sebep oluyor ve köstebeklerin yolları kesişiyor.

    Cemaatlerde, tarikatlarda yetişitirilen çocukların cemaate olan bağlılıklarının nasıl oluştuğunu bu filmle biraz daha anlamak mümkün.  Küçük yaşta devşirip, yetiştirin ve size bağlılıkları devam etsin.  Ergenekon sürecinde davalıların da, davacıların da yatılı olması gibi ilginç gelecek yorumlar gibi. İlginç olan sonunu, filmi izlediğinizde görebilirsiniz. Yorumlarınıza ise hoş hoşgelmiş diyoruz.

     

    Bugünü anlamak ve köstebeklerin sisteme nasıl yerleştirildiğini Martin Scorcese güzel anlatmış.  Yaşadığımız günlerin bir özetini önceden vermiş görünüyor.

    Cengiz Eren

    NLP Uzmanı ve Eğitmeni

    http://www.erenlp.com

     

     

  • Fetullah Gülen'in Dil Motifleri

    Fetullah Gülen Dil MotifleriYıllar Önce Hazırlanan bir yazı. Bu yazıda Fetullah Gülen'in Dil Motifleri incelenmekte ve sonuçları yorumlanmaktadır.  Özellikle  kurduğu şu cümle "‘Keşke bizim basiretli,firasetli, ileriyi gören idarecilerimiz olsaydı (!) Ve keşke yarınlara ait şimdiden vizyona konulmuş plan ve programlarımız olsaydı! Böylece ‘Adriyatik’ten Çin Seddine kadar’ sözleri havada kalmaz, ülkemizi gelecekte o konuma taşıyacak ciddi adımlar atılmış olurdu’aslında herşeyi açıklıyor. Yıllar sonra anlıyoruz ki, önce devleti ele geçirmek ve sonra da iktidarı ele geçirmek gibi bir mesajı kitaplarında anlatmış. Zamanı geldiği düşünüldüğünde ise, !5 Temmuz kalkışmasını görüyoruz.  Niyeti çoktan belli imiş. "Adriyatik'ten Çin Seddine kadar varız." sözlerini ise o dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman demirel söylemiş ve ardından Türkiye önemli bir kriz dönemine girmişti.

    Fethullah Gülen’in Dil Motifleri

    Son zamanlarda kendisinden çok bahsedilen ve bir fenomen haline geldiği söylenen, kasetleri televizyonda haber birinci konusu olan ve sonra nasıl olduysa üzerinde hiç konuşulmayan bu kişi insanları nasıl etkilemekte. Yaptıklarına bakılırsa gerçekten okulları ile dershaneleri ve finans kurumları ile büyük bir organizasyonu kurabilmiş veya kurdurabilmiş olan Fettullah Gülen’in ne yaptığı ile değil nasıl yaptığı ile ilgileneceğiz bu yazımızda. Ne söylediğine değil nasıl söylediğine söyledikleri altında yatan derin yapı anlamlarının neler olduğunu kavramaya çalışacağız. Bu konuda bize kitapları kaynak olacak ve kitaplarından alıntılarla yüzey ve derin yapı mesajlarını incelerken Neuro Linguistic Programming NLP  tekniklerinin farkında olarak veya farkında olmadan nasıl kullanıldığına bakacağız. Sonuçta bunları Fettullah Gülen yapabiliyorsa biz de yapabiliriz hatta onlardan daha fazlasını yapabiliriz. Ama bunu onun yaptığı gibi yapmamak gereğini de hiç unutmamalıyız.

    Fasıldan Fasıla Kitabı Sayfa 300

    ‘Soru: Trafik Kazalarında ölenler Şehit Olur mu ? Cevap: Müslümansa evet. Fakat, arabada Evrad’ü ezkar ile meşgul olmalı,her zaman Cenab-ı Hakk ile irtibat korunmalı ve ne maksatla olursa olsun, seyahat ederken ölümün bizi her an gelip yakalayabileceği endişesiyle sürekli hazırlıklı olmalıyız... olmalıyız ve uygunsuz bir vaziyette yakalanmamaya gayret sarfetmeliyiz. Hizmet adına yapılan seyahatlerde boşalmak için gülüp konuşmalar olabilir; ama bunlar ahireti unutturacak derecede malayani olmamalıdır.’

    İlk cümlede müslüman olmayanların ne olacağı belli değildir. Müslüman olanlarında nasıl müslüman olmaları gerektiği zaten bu kitabın genelinde anlatılmaktadır. Herzaman Cenab-ı Hakk ile irtibat korunmalı cümlesi sürekli dua edilmesini veya kuran okunmasını ifade etmektedir. Bu içeriği boş bırakılmış cümlede kişiler boşluğu din ve Kuran’ı Kerim ile boşluğu doldurmaktadırlar. Ölümün her an biz yakalayabileceği endişesiyle hazırlıklı olmalıyız.... olmalıyız ve uygunsuz vaziyette yakalanmamalıyız. Ölüm endişesinin burada verilmesini bir anlamı yoktur. Çünkü bir önceki cümlede ifade edildiğine göre trafik kazasında ölürsek ve müslüman isek şehit olacağız. Burada ölüm yerine başka bir kelime , mesela devleti koyduğunuzda ortaya çıkan anlam değişikliği hepinizi şaşırtabilir. ‘Hizmet adına yapılan seyahatlerde bazen boşalmak için gülüp- konuşmalar olabilir; bunlar kesinlikle ahireti unutturacak derecede malayani olmamalıdır.’ Malayani kelimesi boş ve faydasız anlamında bu cümle içinde kullanılmıştır. Bu cümlelerin söylenmiş olması kişilerin çok yaptığı bir işte, araba kullanırken bile neler yapmaları gerektiği Fettullah Gülen tarafından planlanmakta ve yönetilmekte, tehlikelere karşı hazırlıklı olunması gerektiği ve hazırlıksız yakalanmamak için neler yapılması gerektiği anlatılmaktadır. NLP açısından bakıldığında bu cümleyi okuyan kişilerin kaza yapma ihtimali artmakta, tesbih çekerek veya dua ederek araba kullanan kişiler kolaylıkla onun tanımıyla şehit olmaktadır. Uyarılar uyarıldığımız konularda korku üretiyorlarsa, bu korkuların gerçekleşme oran tabii ki çok daha fazladır.

    Fasıldan Fasıla Sayfa 153

    ‘Demokrasi ile uğraşmaya gelince; daha önceleri de çeşitli vesilelerle ifade ettim: Bırakın böyle şeyleri; bunlar bize ait meseleler değil.’Bu cümlede demokrasi, demokratik düzen, bağlı olarak laiklik konuları, Bırakın böyle şeyleri, bunlar bize ait meseleler değil şeklindeki emirle insanların beyninde demokrasi fikri yokedilmeye çalışılmaktadır.

    Fasıldan Fasıla Sayfa 258

    Süper Güç Çin (!) ve Gizli Hesaplar Bu yazıda ABD Japonya işbirliğinin Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde Rusya’nın çökmesi ile ortaya çıkan durumun değerlendirmesi yapılmakta ve ABD’nin Türk Cumhuriyetlerinin Rusya’dan uzaklaşmasını engellemeye çalışması anlatılmaktadır. ‘Keşke bizim basiretli,firasetli, ileriyi gören idarecilerimiz olsaydı (!) Ve keşke yarınlara ait şimdiden vizyona konulmuş plan ve programlarımız olsaydı! Böylece ‘Adriyatik’ten Çin Seddine kadar’ sözleri havada kalmaz, ülkemizi gelecekte o konuma taşıyacak ciddi adımlar atılmış olurdu’

    Bu paragrafta idarecilerimizin basiretsiz, firasetsiz, ileriyi göremez olduğu ilk cümlede ifade edilmekte. Keşke ve olsaydı kelimeleri ile bu gerçekleştirilmektedir. Ve keşke ile başlayan cümlede yarınlara ait plan ve programların olmadığı da ifade edilmektedir. Adriyatik’ten Çin Seddine Kadar cümlesini söyleyen o günkü Cumhurbaşkanının sözlerinin hiçbir anlam ifade etmediği -ilk cümledeki genelleme ile idarecilerimiz içinde bu cümleyi söyleyen Cumhurbaşkanımız’da zaten vardır- söylediği sözlerin havada kalması çok normal olduğu ifade edilmektedir. Son cümlede ise o konum belirsizdir ciddi adımlar belirsizliği arttırmaktadır. Bu cümle neden söylenmiş olabilir. Başlangıçta verilen uluslararası ilişkilere ait bilgilerden sonra bu cümle neden söylenmiş olabilir. İdarecilerimiz yok, planlarımız yok, idarecilerimizin sözleri havada, ülkemizi o konuma kim taşıyabilir. Tabii ki dinleyen ve okuyan kişiler ortaya çıkarılan bu boşluğu bir kişi ile doldurabilir. O da Fettullah Gülen’in kendisidir. Böylece onlara idareci olmak istediğini ve ‘Adriyatik’ten Çin Seddine Kadar’ cümlesini dikkatimize sunması da onun o konumdaki o idareci olmak istediğini anlatmaktadır.

    Sonsuz Nur Sayfa 170

    ‘Erbabına göre bir sihirli asa da onun elinde vardır ve iklimine giren mutlaka büyülenir." ‘Bir sihirli asa da onun elinde vardır’ cümlesi önemlidir ve bu asanın başka kimin elinde olabileceği sorgulanmaktadır aslında ve iklimine girildiğinde büyüleyebilen ve yaşayan bir başka kişi var mıdır sorusu ile boşluk doldurulacak, soruya verilecek cevap Fettullah Gülen’den başkası olamayacaktır.

    Fetullah Gülen’in kitaplarında, söylemlerinde, bu ve buna benzer binlerce örnek bulunabilir. Kitaplarında verilmek istenen temel mesaj , Kuranı Kerim’i en iyi ben yorumlarım, Hazreti Muhammedi en iyi ben hissederim, Said’i Nursi en iyi ben anlarım ve ben olmam gerektiği gibi olmalıyım ve dünya imamı ben olmalıyım mesajıdır.

    Neuro Linguistic Programming ile olan bağlantı nedir burada. Dil motiflerini büyük bir ustalıkla kullanabilen Fettullah Gülen insanları etkilemektedir. Fakat Mantık eşiklerimizin en derininde olan dini ve milli değerlerden dini değerleri kullanarak insanları etkileyen kişi daha sonra yerleştirdiği önermeleri kendi doğruları için kullanmaya başlamakta ve Kuran’ı Kerim’in bizim hayatımızı da yönetmesini sağlamaya çalışmaktadır. Çünkü hayatımızı onun ikna etmesiyle Kuran’ı Kerim yönetmeye başladığında, bu bilgileri bize aktaran kişinin kontrolü ve yönetimi altında olmamız çok doğal bir sonuçtur.

    Kendisi ise bu özelliklerinin mistik güçler tarafından kendisine aktarıldığını zannetmekte ve kendisine verildiğini düşündüğü bu misyonunu yerine getirmeye çalışmaktadır. Burada yanlış olan kendisi böyle düşünmekte özgür olduğu halde bilgi aktardığı kişilerde sınır oluşturduğunun ve bu sınırlar yüzünden kişilerinin gelişmelerini engellediğini farketmesi gerekmektedir. Fettullah Gülen’in gelişimine, tarikat içindeki gelişimine okuduklarına ve anlattıklarına bakıldığında görülecektir ki, tarikatta kendisine geçmişten aktarılan bilgileri kolaylıkla kullanabildiğidir. Ancak aktarılan o bilgiler içindeki sınırları da farkında olmadan kabul etmiş ve başka bir şey düşünemez hale gelmiştir.

    Bu Neuro Linguistic Programming konusunda bilgi anlatan ve bilgi aktaran kişiler için de çok önemlidir. NLP ile gerçekten önemli bir bilgi kaynağına sahip olduğunu zanneden bu kişiler kendi ihtiyaçları doğrultusunda NLP içeriğini doldurmaktadırlar. ‘ Başarının Yeni Teknolojisi’ sloganı, bu sloganı kullanan kişinin başarıya ihtiyacı olduğunu göstermektedir. ‘Hayatın Efendisi mi yoksa kölesi mi olacaksınız? sorusunu soran kişi ise bizi efendilikle kölelik arasında bir seçim yapmaya itmekte ve efendilik konusunda sarfettiğimiz çabaların yetersiz kalması durumunda diğer seçenek olan köleliği kabul etmek zorunda kalacağımızı belki kendisi bile farketmemektedir. Üzülerek söylemek gerekir ki, bu sonuca ilk önce kendisi ulaşacaktır.

    Logosunda insanın kuş beyinli olduğunu ifade edenlerden ise bahsetmeye gerek yoktur. Bu yüzden bilgi aktarılırken temiz olmalıdır, içeriksiz olmalıdır ve virüslerden arınmış olmalıdır, bilgiyi aktaran kişinin bizim üzerimizde herhangi bir hak iddia etmesini önlemelidir. Aksi takdirde NLP eğitimi verenlerde tarikat şeyhlerinden farksız hale gelebilirler veya NLP tarikatları kurabilirler. Böyle bir şey yapıyorlarsa o zaman dini kullanarak tarikat şeyhi olmaları ve istedikleri tek sonuç olan başarıya paraya, insanları köle olarak kullanmaya kolayca ulaşabilirler.

    Dış Önermeler

    Dış önermelere mümkün olduğu kadar az açık olarak hayatımızı yaşamaya başlamamız, bizim hayatımızı istediğimiz gibi yaşamamızı sağlayacaktır. Dünyada herşey ama herşey insan için bir araç ve son olaylarda araçların insandan daha önemli hale gelmesinin ne sonuçlar yarattığı gördük ve dinledik. NLP’de bu araçlardan bir tanesi, diğerlerinden farkı içeriğinin boş olması. Bu içeriği kişinin istediği şekilde doldurabilmesine ve özgür seçimlere izin vermesi. NLP bana kişisel özgürlüğümü nasıl kazanacağımı öğretmişti başlangıçta ve şimdi ben de içeriksiz düşünmeyi isteyen kişilere aktarıyorum, seminerlerle, kişisel uygulamalarla. (Yazının bu kısmından sonrası internete konmadan önce ilave edilmiştir. Kişisel Gelişim ve Değişim Dergisinin ilk sayısı için yazılan bu yazı dergide yayınlanmamıştır.)

     

    Eğer NLP bilgilerini anlatan veya aktaran bir kişi ‘Ben insanları değiştiriyorum’ gibi cümleleri sarfediyorsa ve çevresinde kendisinin NLP gurusu olduğunu düşünen insanların bulunmasına izin veriyorsa, hem kendisi ve hem de çevresindekiler büyük tehlike altındadır. Bir takım kitaplar okuyarak, beline alfa dalgaları yayan aletler takarak NLP uygulaması yapmaya çalışıyorlarsa veya anlattıkları ile ilgili sonuçlar negatif olduğunda ‘Zaten bunlar aptal’ cümlesini kullanıyorlar ise, bu sadece kendi yetersizliklerini göstermektedir. Hele başkalarının yazdığı kitaplara ait isimleri kendi sloganları gibi tabelaları üzerine yazabiliyorlarsa bu kişiler için yapılabilecek çok fazla şey demektir. Başarılı olabilirler, çok para kazanabilirler ancak bu başarılarının kendilerine bile yararı olmayacaktır. Bunu Demirel örneğinde zaten açık olarak görmekteyiz. Kişisel açıdan çok başarılı olan Demirel’in toplumsal açıdan ne kadar başarılı olduğuna siz de kolaylıkla karar verebilirsiniz.

    Beynimizin Kaçını Kullanıyoruz?

    Bunu sadece yerli olanlar mı yapmaktadır? Tabii ki hayır. Üniversite öğrencilerine seminer vermeye gelen Tony Buzan’ın davetiyesi üzerinde şöyle yazar: ‘ Beynimizin sadece % 1’ini kullandığımızı biliyor muydunuz?’ Bu soruya şöyle bir cevap verilse ‘No Mr. Buzan, I really didn’t know, you were stupid enough to use only %1of your brain,’ Bu cümle de iki önemli nokta var gerçekten. Birincisi Tony Buzan bu cümleyi kendisi için söylüyorsa, ‘Ben aptalım ama başarılıyım, başarılı olmak için siz de aptal olun’ anlamı anlaşılabilir. Eğer bizim için söylüyorsa ‘Siz çok aptalsınız’ mesajını bize aktarmaktadır. Bizi aptal olmadığımıza bir kaç kez evet dedirterek, inandırdığında, kendimizi akıllı hissetmemize neden olacaktır. Anlaşıldığı gibi böylece bize aktarılan içerik sadece aptallık olarak belirlenmektedir. İkinci slogan ise ‘İçinizdeki Dahiyi Uyandırın’ sloganıdır.Böylece bizim Tony Buzan'ı uyandırmamız gibi bir anlamı da ortaya çıkmaktadır. Kendisinin nasıl uyandırılması ve buraya getirilmesi gerektiğini hepimiz biliyoruz. Ancak burada söylenmesi gereken şey kesinlikle Tony Buzan'ın veya yukarıda bahsedilen insanların başarısız olduğunu düşünmüyorum ve hepsinin tebrik edilmesi gerektiğini de ifade etmek gerekiyor. Tabii ki çok başarılılar ama sadece kişisel olarak. Yoksa Türkiye ve dünya yaşadığımızdan çok farklı olabilirdi.

    İçimizdeki Çocuk

    ‘İçimizdeki çocuk’, ‘içimizdeki dahi’ sloganları başlangıçta bize güzel gelse bile, ‘İçinizdeki Trafik Canavarını Durdurun’ sloganı ile birlikte telaffuz edildiğinde artık hem güzel gelmemekte ve hem de bizi kaza yapmaya yönlendirmektedir. Biz içimizdeki şeyleri, hamile isek doğum yolu ile, yemek yediğimizde veya su içtiğimizde bildiğimiz şekilde vücudumuzun alt tarafından dışarı atmaktayız. Bu sloganlar Bilinçaltı kavramıyla da üst üste örtüşmektedir. İçimizde ne dahi var, ne çocuk var, ne de trafik canavarı var. Varolan sadece beynimizdeki kaynaklarımız, kaynaklarımızı kullanabildiğimiz ölçüde dahi tavrını, kaynaklarımızı kullanamadığımız ölçüde saldırgan araba kullanma tavrını ortaya çıkarmakta ve sonuçlandırmaktayız. Çocuk tavrımız da aynı şekilde bir hayata karşı bir tavır ve en kolay öğrendiğimiz ve en kolay şekilde bilgiyi davranışları aktarabildiğimiz bir tavır ve bir süreç. Zaten onların genel olarak yaptıkları bizim gelişmemizi önlemeye çalışmak ve bizi etki altına alarak yönetilmemizi sağlamak.

    Bize aktarılan bilgilerdeki virüsleri temizleyerek ve farkında olarak kabul etmemiz, tıpkı çocukluğumuzdaki gibi davranmaya başlayıp, kendi özgürlük alanımız içindeki dış önermeleri redderek, sadece kendi önermelerimizle kendi istediklerimizi yapar hale gelmemiz gerekmekte, hem de en kısa zamanda.

    Cengiz Eren  

    NLP Uzmanı Ve Eğitmeni

    http://www.erenlp.com

    Yazı 1999 yılında hazırlanmış olup, herhangi değişiklik yapılmamıştır. Bize aktarılan bilgileri içeriğinden ayırıp "İçeriksiz" düşünmeye başladığımızda bize aktarılan bilgilerin fırsat ve seöeneklerimizi arttırdığına ya da azlttığına baktığımızda ortaya çıkacak tehlikelerden kendimizi koruyabiliriz. Cemaat ve tarijatlarda itaat etmek zorunluluğunu hayırkelimesini kullanarak kırabildiğimizde kendimizi koruyacağımızı bilmeliyiz.  Fetullah Gülen'in 15 Temmuz Kalkışmasında Türkiye'ye ok zarar verdiği doğrudur. Çok sayıda insanın ölmesine ve yaralanmasına neden olması kadar, verdiği önemli bir zarar var.  Bu da küçük yaşta seçilen zeki çocukların zihnine aktarılan bilgilerle onların düşünme ve yaratıcılıklarına darbe vurulmuş olması daha büyük bir zararı ortaya çıkarmıştır.  Bu insanlar Türkiye'ye yararlı olabilecekken cemaatten başka bir şey düşünemez hale gelmişler ve daha sonra kararları hep başkalarına bırakarak kendi hayatlarını yönetememişlerdir. Şimdi ise 15 Temmuz kalkışmasından sonra yargı önünde hesap vermektedirler.

     

TOP