hayatı yönetmek

 

  • 'Başbakan Erdoğan sevilmek istiyor'

    Nilüfer Kas'ın NLP Uzmanı ve Eğitmeni Cengiz Eren ile Yaptığı Röportaj.

     

  • Defne Joy Foster ve Köşe yazarları, yazdıkları ve Kishileaks

    Defne Joy Foster ve köşe yazarları

    Defne Joy Foster

    Defne Joy Foster öldü. Kaderi biraz Charles Foster Kane'e benzedi. İkisi de yalnızdı ve CFK ölürken “Rosebud” demişti. Defne Joy Foster'in ne dediğini bilmiyoruz. Belki çocuğuna ölümü göstermemek için başka bir eve gitmiş bile olabilir. Ancak burada inceleyeceğimiz Defne Joy Foster değil onun ölümü hakkında yazılanlar. Hemen hemen her köşe yazarı onun hakkında birşeyler yazdı. Yazdıkları Defne Joy Foster ile ilgili görünse de kendilerini anlatıyorlarlardı. Çoğunlukla. Defne Joy sadece bunun için kullanılan bir araçtı. Ayşe Arman'ın yazdıkları hariç. Onun mesajı içinde de her an ölebiliriz mesajı ölümü kolaylaştırıyor olabilir. Okuyacağınız yazı, bu anlamda ilginç sonuçlar ortaya çıkaracaktır, sizin için de.

     

  • Dolores O'Riordan Cranberries ve Çocuk Tacizi

    Dolores O'RiordanYaşananlar ve Sonuçları

    Dolores O'Riordan ünlü İrlandalı topluluk solisti 46 yaşında vefat ettiği haberi hepimizi şaşırttı.  Yaşadığı olayları anlattığı 2003 yılında verdiği röportajda çok önemli verileri aktarıyordu, kendi hayatı hakkında.  8 yaşından başlayan cinsel tacizin 4 yıl boyunca devam ettiğini öğreniyoruz.


    Çocuk Cinsel Tacizi

    Yıllar boyu devam eden tacizin çocuğun ilerideki hayatını etkileyeceğini biliyoruz.  Tacizin uzun yıllar devam etmesi ise çocuğun anne ve babası tarafından hiç korunmadığını biraz daha gösteriyor.

    Çocuk bunu ifade ettiğinde çocuğa inanmamak 2yok canım sen yanlış anlamışsındır' demek görülen örnekler arasında. Çocuğunu taciz ederken bir adamı yakalayan annenin eline bir odun alıp kendi kız çocuğunu dövmesi ve "dişi köpek kuyruk sallamazsa" diyerek dayağa devam etmesi görülebilen örneklerden.

    Dolores O'Riordan'ın anlattıkları bu açılardan önemli.

    'Kendimden nefret ediyordum'

    Ünlü şarkıcı, 2013 yılında verdiği bir röportajda çocukken cinsel tacize uğradığını, bu yüzden depresyona girdiğini anlatmıştı:

    "Anoreksiya oldum, depresyona girdim ve çöktüm. Neden kendimden nefret ettiğimi biliyordum. Neden kendimi kustuğumu biliyordum. Neden yok olmak istediğimi biliyordum."

    2011 yılında ise kanser olan babasının ölümünün ardından çocukluğunda kendisini taciz eden adamla babasının cenazesinde karşılaştığını aktarmıştı.

    Belfast Telegraph gazetesinden Barry Egan'a bu karşılaşmayla ilgili olarak şunları söyledi:

    "Babam ölmeden önce bir yıl boyunca onunla karşılaşacağıma dair kabuslar görüyordum. Cenazede tahmin ettiğim gibi ağlayarak geldi ve üzgün olduğunu söyledi. Babam daha yeni ölmüştü. Onu yıllardır görmemiştim ve sonra babamın cenazesinde gördüm. Onu yıllar boyunca hayatımda engellemiştim."

    Kaynak <http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-42699971>

    Yazılan ve Söylenen Şarkılar

    Yazdığı ve söylediği şarkılarda geçmişinden bir türlü kurtulamadığını da anlıyoruz. Zira geçmişte yaşanan tecrübeler ve oluşturduğu stratejiler hayatını etkilemesi devam edecektir. Yaşanamayan çocukluk, cinselliğin erken yaşta uyanması çocuğa yapılacak en büyük kötülüktür denebilir. Taciz eden kişi kadar, anne ve baba  da çocuğu korumamış olmaktan dolayı bu olaydan sorumlu sayılabilirler, kendileri çocuklarını taciz etmemiş olsalar bile.

    Dokunmak temel duyu organlarımızdan biri ve dokunma duygusu üzerinden yapılan kayıtlardan kurtulmak çok kolay değil. Bu bir taciz olduğu gibi, bir tokat, yenen bir dayak, vücudun bir yerin  yanması farkında olunmayan sonuçları ortaya çıkarabilir.

    Uzun süreli tacizlerde ise, zihinsel olarak yaşanan bölünme hayatın içinde yaşanmaya devam edecektir. Bir tarafın kötü olarak algıladığı, diğer tarafın ise karşı gelemediği durumlar kişiyi eşiğe taşıyacaktır.  Dolores O'Riordan da şarkı sözü yazarken ve sahnede şarkı söylerken bu durumdan daha doğrusu eşikten çıkmakta ve sahneden inince aynı durumu yaşamaya devam etmektedir.

    İçinden çıkaramadığı duyguları kendi tanımıyla anoreksiya ile çıkarmaya çalışmakta veya depresyonla kapatmaya çalışmaktadır.

    Birkaç yıl öncesinde intihar girişiminde bulunan sanatçı, hayata çocukları ile bağlandığını da anlatmaktadır.

    Zombie

    Şarkılarında yaşadıklarını üstü kapalı olarak anlatan sanatçının, kendisini taciz eden kişiden kaynaklanan otorite ile çatışması her zaman olmuştur diyebiliriz.  Bu yüzden polise tükürme eylemlerinde veya gücü kullanan insanlara karşı şarkılarında hep mesajlar bulunmaktadır.

    Söylediği şarkıda olduğu gibi yaşananlar birçok insanı zombie haline dönüştürmekte ve hiç bir şey hissedemez hale getirmektedir.

     

    Zombie ve Analyse şarkıları yaşadığı içsel duyguları anlatan önemli veriler iletmektedir.

    Analyse

     

    Belfast Telegraph gazetesine verdiği röportajında ünlü şarkıcı, "Hayatın para ve ünle ilgisi olmadığını anladım. Hepsi çöp. Sevgi en önemli şey" demişti.

    Kaynak <http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-42699971>

    Sevginin önemsenmesini ifade eden bu cümle ile Dolores O'Riordan'a veda ediyoruz.  Rest in Peace.

    Cengiz Eren

    NLP Uzmanı ve Eğitmeni

    http://www.erenlp.com

    İlgili Linkler:

     

  • Erdoğan Sevilmek İstiyor

    nilüfer kas, cengiz erenPOSTA Gazetesi Cumartesi Postası Nilüfer Kas'ın Cengiz Eren ile röportajı 

     

     

  • Farkındaysanız Dışındasınız

    Cengiz Eren FarkındalıkFarkındaysanız, Dışındasınız..


    Bugünlerde çok konuşulan biri farkındalık. Farkında olalım, farkına varalım, farkına vardım, farkındayım, cümleleri çok söyleniyor. Bize önerilen blgiler içinde de farkındalık önemli görünüyor.

    Duyu Organları ile Korumak

    Farkındalık gerçekten iki süreç için çok önemli. Birincisi ve en önemlisi kendimizi koruma süreçleri için farkındalık gereklidir. Duyu organlarımızdan çok sayıda bilgi alıyoruz. Bu bilgiler görsel, işitsel, kokusal, dokunsal ve tatsal kanalarımızdan geliyor. Bir arabanın sesini duyduğumuzda dönüp bakıyoruz. Üzerimize doğru geliyorsa hemen kendimizi korumak için harekete geçiyor ve koruyoruz.

    Öğrenme Süreçleri

    Farkındalık sürecinin gerekli olduğu ikinci süreç ise. Öğrenme süreçleri. Yeni bir şeyi farkında olarak öğrenmeye çalışıyoruz. Daha sonra da bu bilgiyi düşünmeden kullanabiliyoruz. Bisiklete ilk bindiğiniz zamanları düşünün. Öğrendiğinizde bisiklete binmeyi bilip bilmediğinizi düşünmeden, nereye gideceğinize, ne kadar süre bisiklete bineceğinize ve nereden döneceğinize karar veriyorsunuz.

    Bisiklete binmek bu anlamda önemli. Zira insanın kendi gücü ile hareket edebildiği ender araçlardan biri, bisiklet. O yüzden çocukların bisiklete binmeyi küçük yaşta öğrenmesi çok önemli. Bilmiyorsanız, siz de hemen bisiklete binmeyi öğrenirseniz iyi olur. Kendi kararları ile hareket edebilen çocuklar, bisiklete binerken zihinsel sınırlarını da öteleyebilirler. Bisikletle dünyayı dolaşanlar bile var.

    Hayatın her anında ortaya çıkacak farkındalık, kişiyi farkında olmadan hem çok yoracak ve hem de hayatı izleyen biri haline haline getirecektir. Bu daha sonra yazacağımız yazılardan birinin konusu. Eşikte kalmak.

    İnsan hayatında öğrendiğimiz bilgiler de önemli. Dış dünyadan, sözlü olarak, kitaplardan, internetten, sosyal medyadan çok sayıda bilgi alıyoruz. Bu bilgilere karşı da kendimizi korumamız önemli Öğrendiğimiz bilgiler fırsat ve seçeneklerimizi arttırıyorsa, bunları zihnimize almalı geri kalanlarını ise, başka kullanmak isteyenlere bırakmalıyız.

    Fırsat ve Seçeneklerin Arttırılması

    Örneğin ingilizce öğrenmek. İngilizce öğrendiğimizde iletişim kurabileceğimiz insanların sayısı artacaktır. Türkçe konuşurken iletişim kuracağımız insan sayısı, ingilince öğrendiğimizde, 75 milyondan 3.5 milyara çıkacaktır. Fırsat ve seçeneklerimiz artacaktır. Bisiklete bindiğimizde daha uzağa, araba kullanabildiğimizde çok daha uzaklara gitmemiz bizi geliştirecektir, kendi kararlarımızla olduğunda.

    Bu yüzden bize aktarılan bilgilerin yorumlanması önemli hale geliyor, kendimizi farkında olarak korumamız için. Öğrendiğimiz bilgileri kullanmamızda çok önemli. Bilgi davranışlarımıza aktarılmıyorsa, herhangi bir yararı olmayacaktır. Ben ingilizce biliyorum ama yabancılarla konuşmam diyen bir kişinin durumu gibi olabilir.

    Herhangi bir anınızın iyi ya da kötü olduğunun farkındaysanız, o anın dışına çıkmışsınız demektir.
    “Biz seninle ne kadar mutluyuz” cümlesini kurduğunuzda, kısa bir müddet sonra o içerikte, kötü hissedeceğiniz bir durumla karşılacaksınız demektir. “Bu dersten çok iyi not aldım” diyen öğrenci bir sonraki sınavda, istediği notu almakta zorlanacaktır.

    Düşünmeden

    Bir karar verdikten sonra düşünmeden yaşamaya başladığınızda istediklerinizin gerçekleşmesi kolaylaşabilir. Farkındalık, sorgulamaları, sorgulamalarda sürecin tamamlanmasını engeller. 1-0 öne geçtiğinde “şampiyon olduk” diye düşünen futbolcular, bir gol yediklerinde telaşlanıp bir gol daha atamaz ve şampiyonluğu başkalarına kaptırabilirler. Buna ait örnekleri hatırlıyor olabilirsiniz.
    Böylece şunu özet olarak söyleyebiliriz. Yeni bir şey öğrenirken ya da yeni bir durumlar karşılaşıp kendinizi korurken farkında olmanız önemli. Bunun dışındaki haller için “farkındaysanız, dışındasınız” diyebiliriz. Hayatın dışında kalmadan yaşamak, duyu organlarınızdan içeri mümkün olduğu kadar zengin bilgi girmesi yararlı olur. Bu da diğer bir yazının konusu.

    Buradaki bilgileri de yorumlamanız düşündüğünüzden daha önemli, her öğreneceğiniz yeni bilgiyi yorumlamanız gerektiği gibi.

    facebook/cengiz.eren
    twitter/cengiz_eren

    Cengiz Eren

    NLP Uzmanı ve Eğitmeni

     

  • Koyunlar Uçurumdan Atladı veya Sürü Davranışı

    koyunlar atladı, sürü Koyunlar

    Haber çok ilginçti. 450 civarında koyun uçurumdan atlamış ve 400’ü ölmüştü. Ölmeyenler ise aşağıda ölenlerin üzerinde düştükleri için ölmemişlerdi. “Koyun sürüsü” gibi tanımını yeniden tanımlayan bu olayın dünyadaki etkisi büyük oldu. Hemen her yayın organında yer aldı, bu haber.

    Sürü uçurumun kenarına gelmiş, bir koyun ileriye doğru hareket etmiş, 15 metrelik uçurumdan uçarak düşmüş ve sonra da diğerleri harekete başlamışlardı. Belki ilk koyun kendisini kuş zannetmişti, uçabileceğiniz düşünerek. Bu önemli bir olay mı? Tabii ki çok önemli. Zira  “Sürüden ayrılanı kurt kapar” ata sözü sıkça kullanılıyor. Milliyet cumartesi eklerinde yazdığım yazılardan birinde “Sürüden ayrılanı kurt kapar ama ayrılmayanlar da doğru mezbahaya gider “ demiştim. Bunu değiştiriyorum. “Sürüden ayrılanı kurt kapar ama ayrılmayanlar doğru uçuruma ”.

    Jiim Jones Tarikatı

    Bu gerçekten önemli bir sonuç. Zira 1970’li yıllarda Jim Jones önderliğinde kurulan bir tarikat genişlemiş ve Guyana da kurdukları Jonestown’da yaşamaya başlamışlardı. Bir politikacının tarikatı ziyaret ettiği sırada öldürülmesi ile toplu olarak intihara karar verdi, tarikat lideri Jim Jones. Anlatılanlar göre, herkes meydanda toplanmış bekliyordu, kimse harekete başlamıyordu, Jim Jones’un etkili konuşmasından sonra bile. Üzüm suyu için konan siyanür ve diğer zehirli maddeler içilecekti.

    Ama kimse harekete geçmiyordu. Ta ki, ilk koyunun uçurumdan atlaması gibi bir kadın kucağında çocuğu ile zehir dolu kazana doğru ilerledi, önce çocuğuna içirdi zehiri ve sonra da kendisi içti. Hareket başlamıştı ve arkasında upuzun bir sıra oluşuvermişti. Artık herkes içmeye başlamış ve içenler de kendilerinden geçiyorlardı. Bazı bilgilere göre 911, bazı bilgileri göre 914 kişi ölmüştü ve bunların %30’da çocuktu.  Tarikat içinde sürü haline gelen insanlar kendilerinden hissettikleri birinin yaptığı bir davranışı yapmaya devam etmişlerdi. Belki de bu hareketi tarikat lideri Jim Jones’un öldürmesinden korktukları için yapıyorlardı. Genellikle tarikatlarda Türkçe’de “iki ucu …. Değnek” denen, İngilizce’de ise double bind olarak adlandırılan durumların kullanıldığı kolayca görülebilir. Zehiri içersem öleceğim, içmezsem öldürüleceğim noktasında kişi hayatına yukarıdaki örnekte olduğu gibi, son verebilmektedir.

    Tarikatlar

    Koyun sürüsünün atlaması ile tarikat içinde yer alan kişilerin davranışları arasında fark olmadığını gösteren bu durum, her iki halde de kendilerine zarar verilmesini ve hayatlarının kaybetmelerini sağlamıştır.

    Zaten tarikatlarda olsun ya da koyun sürüsünde olsun benzer modeller uygulanıyor. Bir çoban sürünün nereye hareket etmesi gerektiğine karar veriyor. Sürünün büyüklüğüne göre bir veya birkaç köpek sürünün ayrılmamasını sağlıyor ve ayrılanların sürüye dönmesini sağlıyor. Tarikatlarda da tarikat lideri hareketin yönünü belirliyor ve bu hareket daha çok kurallara uymak ve itaat etmek, sert disiplin gibi kurallarla yapılıyor. Tarikat liderine yakın olan kişiler ise tarikata yeni üye kazandırmak ve tarikattaki üyelerin ayrılmamasını sağlamakla görevli. Bunlara bazı tarikatlarda “has”lar deniliyor. Tarikat üyeleri tarikat törenleri dışında tarikat lideri ile görüşemiyorlar. Ancak hem maddi ve hem manevi yönden üyelerde varolan boşluklar doldurulmaya çalışılıyor. Doğal olarak aidiyet ve bir gruba bağlı olmanın doldurduğu boşlukları da gözardı etmemek gerekiyor.

    Sonra, sonrasında “People's Temple” tarikatında Jim Jones’un yönlendirmesiyle başlayan süreç insanın ya da bir koyunun yaptığı bir hareketle, akışkanlık sağlanıyor. Sonuç tabii ki çok acı. Bilgi alan, bilgiyi yorumlayabilen ve kendisine uymadığı zaman “hayır” diyemeyen insanlar ve düşünemeyen ama hareket eden koyunlar acı sonu yaşayarak hayatlarını kaybediyorlar. “İnsan düşünen hayvandır” tanımını yapanlar da, işte tan bu noktada yanılıyorlardı.

    Sürü Davranışları

    Başka içeriklerde de sürü davranışı kolaylıkla görülebilir. Örneğin bir sanatçı sahnede ellerini çırptığı zaman, seyredenler hemen ellerli ile tempo tutmaya başlıyorlarsa, sanatçı mikrofonu seyircilere tuttuğunda seyirciler hemen  şarkıyı düşünmeden söylemeye başlıyorlarsa, bunların sürü davranışı olduğu kolaylıkla söylenebilir. Aynı şekilde sanatçıların çıktığı reklamlardaki ürünlerin içeriğine bakmadan alınması da benzer bir davranış olarak görülebilir. Buna ait örnekler arttırılabilir. fark edilmesi gereken nokta ise hangi içerikte olursa olsun, başkalarının yaptığı davranışlar aynen kopyalanmaya başlanmışsa, sürü davranışına doğru yönelim başlamış demektir. Yapılan davranışın neden yapılmak istendiği üzerinde biraz düşünülürse bu davranış tarzı kolaylıkla kırılacaktır.

    Sonuç açısından bakıldığında, sürü içeriğinde, tarikat içeriğinde, irtica yanlısı olmak içeriğinde, fanatik futbol taraftarlığı içeriğinde birilerine hayır demek istediğiniz halde hayır diyemez, hale gelmişseniz, davranışlarınızı size aktarılan bilgileri yorumlayamadan kabul eder hale gelmişseniz, tehlikenin büyük olduğunu söylemekte bir sakınca olmasa gerek.

    Koyun Koyuna Yatmak

    Biliyorsunuz, koyunlar soğuk havalarda vücut ısılarından yararlanmak için birbirlerine yaklaşarak yatarlar. Bu sebepten  “koyun koyuna” yatmaktan vazgeçip “insan insana” yattığınızda sorunlarıızın bir çok seviyede azalacağını da fark etmek gerek.

    Hayatı Yönetmek ve NLP Teknikleri

    Yaşadığınız dünyayı ve yaşadığınız dünyadaki her anı yönetebilmeniz için duyu organları ile kendisini korumanız, dış dünyadan gelen bilgileri yorumlayarak karar vermeniz, daha sonra kendi istediklerinizi yapmaya başlamanız hayatınızı yönetmenizi sağlayacaktır.

    Siz yönetemediğinizde, tarikat lideri, grup lideri, parti lideri, kişisel gelişimciler, kişisel başarıcılar, sizin hayatınızı yönetmeye başlayacaklardır. O zaman ise Van Gevaş ilçesi dağlarında yaşanan trajik olay şehirlerde, köylerde, kasabalarda insanlar tarafından yeniden ve yeniden yaşanacaktır,

    Van’da Sardurihinili kalesinde bekçilik yaparken Urartu dilini öğrenerek bu dili bilen dünyadaki 38 kişiden biri olan Mehmet Kuşman gibi, sürüden kendi isteği ile ayrılıp istediğini yapan insanlarımıza ait çok sayıda örnekler olduğu halde. sürüler kolay yönetilir ama sürüyü yönetenler ise bir çoban olmaktan öteye gidemez.

    Cengiz Eren

    NLP Uzmanı ve Eğitmeni

    http://www.erenlp.com

    İlgili Linkler:

     

     

  • Yatılı Okumak ve Yatılı Olmak Kavramı Üzerine Yazı

    Yatılı Kalmak Kavramı Yatılı Okul Hayatı

    Yatılı okulun insan hayatında önemli bir yeri olduğunu, Deniz Seki ile ilgili olarak Ayşe Arman’a verdiğim röportajda ifade etmiştim. Özellikle çok küçük yaşlarda yatılı okula verilen çocukların hayatlarında önemli yeri olduğu bir gerçek.


    Yatılı okula teslim edilen çocuk ne yapar? Evinde annesi ve babası ile otururken, kendine ait bir şeyleri varken, birden bir yatağın üzerinde, çelik dolapların ranzaların olduğu büyük bir salonda ayaklarını sallayarak oturup sonrasında olacakları düşünmeye başlar. Tek başınadır. Akşam karanlığı yavaş yavaş çökmek üzeredir. Yatakhaneye başkaları da gelip yatak seçmektedirler. Eylül akşamı olduğu için serin, yataklar kullanılmadığı için nemlidir. Ve çocuk ilk kez derin yalnızlığın ne olduğunu kavramaktadır, ve tabii ki korkmaktadır.

    Aile Evinden Ayrılış ve Okula Teslim

    Okulun bir gün sonra başlayacak olması ne kadar heyecanlı ise, geçirilen ilk gece o kadar uykusuz korkuludur. Sabah olur ve okul başlar. Sonra günler ardı ardına geçer, dostluklar arkadaşlıklar gelişir. Arkadaş grupları oluşur. Sevenler vardır, sevmeyenler vardır, sevilenler vardır, sevilmeyenler de. Arkadaşları arasında sivrilmiş ve onları yönetir hale gelmiş ise bu gelecekteki hayatı için de kaynaktır. Sadece bir gruba dahil ise hayatta da bir gruba dahil olarak hayatına devam edecektir. Okul dışındaki dünya çok da düşünülmemeye başlar.

    BBG evine kapatılan yarışmacıların 3 gün sonra dışarıda bir hayat olduğunu unuttukları gibi, yatılı öğrenciler için de okul ve yatakhane ve arkadaşlar dışında bir hayatın varlığı arasıra hatırlanır. O da dışarı birkaç saatliğine çıkıldığında veya evci olarak eve gidildiğinde. Eve gidildiğinde ise yatılı okul alışma süreci tamamlandığında okul özlenmeye başlanır. Aileden aile düzeninden kopmanın da sonuçlandığını gösterir bu durum.

    Aileden kopmanın belirli bir zaman sonra ve kişinin kendi isteği ile olması ile, küçük yaşta bu kopmanın yaşanması arasında tabii ki dağlar kadar fark olsa gerektir. Ancak buna alışmak kolay değildir. Değişim olur ama bu farkında olmadan değişime direnç yaratan bir değişimdir de. Küçük bir çocuğun neden yatılı okula gönderildiği de dikkatli olarak incelenmesi gerekir. Maddi zorluklar, gönderilmek istenen okulun yatılı olma zorunluluğu, kazanılan sınav, evde aile fertleri arasındaki çatışmalar ve bunun gibi bir çok neden olabilir.

    Bianet sitesinde yazan Şadiye Dönümcü hanımın yazdıklarını şöyle bir inceleyelim.

    http://www.bianet.org/biamag/biamag/120470-biraz-ben-cokca-biz-biraz-ozlem-cokca-keyif

    Şadiye Dönümcü ve Bianet

    “10-11 yaşlarındaki bir çocuğun 1300 kişilik bir okulda kendini yalnız hissetmesi gerekirdi belki ama ilkokulda aynı sınıfta okuduğum iki arkadaşımla birlikte olmak bana güç vermiş olmalı.

    O yaştaki bir çocuğun ders çalışma, ödev yapma, öz bakımını yapma sorumluluğunu yerine getirmesi elbette kolay değildi. Bir madeni dolabı iki arkadaşımla daha paylaşmak, yatağımı-dolabı düzenli tutmak, çamaşırlarımı yıkamak, harçlığımı idareli kullanmak, 53 kişilik bir yatakhanede uyumak, sabah 6'da uyan(dırıl)mak, uykun olmadığı halde gece 10'da yatmak, yemekhanede kuyruğa girmek, sevmediğin yemekleri -başka şansın olmadığı için- tüketmek, alışkın olmadığın yemekleri tüketmek, şekeri kendinden menkul çayımtrak su eşliğinde Amerikan yardımı peynirli, gül reçelli-sana yağlı kahvaltıya talim etmek, bir kitabı 2-3 kişiyle ortak kullanmak, canın istemediği halde etütlerde zorla ders çalışmak bile keyifliydi. Kahvaltıda çorba çıktığında kantinin yolunu tutardık.

    İdarenin sigara konusundaki faşizan baskıyı alt eder, neredeyse tümümüz sigara içerdik. 6 yıllık yatılı okulluluk yaşamıma ilişkin olarak hatırladığım olumsuz iki şey var. Biri ; "yüksek yüksek tepelere" türküsünü söyleyen Mako sayesinde koca yatakhanede cem'an ağlamamız, diğeri de lojmanlarda gelen sucuk, patates ve sebze kızartması kokuları. Yatılı okulun bana kazandırdığı en kötü alışkanlık; lokmaları çiğnemeden yutmak yani hızlı yemek.

    Çünkü insan her yaşta ana kuzusu. 11 yaşlarındaki bir çocuğun kendiyle, ailesizliğiyle, 'tek başına'lığıyla mücadele etmesi, verilen çok yönlü desteğe rağmen hayatını idame ettirebilmesi elbette çok kolay değildi.

    Çünkü yatılı okul: disiplin demek. gönüllü - bazen de- gönülsüz girilen hapisane demek. Yuva sıcaklığından uzak olmak demek. Bir sürü güzellikten, alışkanlıktan yoksun olmak demek. "

    Yukarıda yazılanlara bakıldığında yazıda genel olarak anlatılanlar dışında bir eksik var gibi görünmektedir. Yalnızlık duygusu Sevgi eksikliği. Bu sevgi eksikliği de öğretmenler tarafından karşılanmaya çalışılacaktır. Tabii ki yatılı okumak insan yararlı olabilir. Tek başına kalmayı, kendi sorunlarını çözmeyi, karar vermeyi, risk almayı, otorite ile çatışmayı ve otoriteyi bir şekilde açmayı sağlayabilir de, daha fazlası ile yönetilmeyi de kolaylaştıracaktır.

    Aslında gerçekten incelenmesi gereken küçük yaşta yatılı okuyan çocukların büyüdüklerinde hayatları nasıl etkileniyor? Gerçekten incelenmesi gereken bu olsa gerek. Ya okul sonrasında yaptıkları bir işte de yatılı kalmaya devam ediyor ve değişime direniyorlarsa? Sahnede yatılı olanlar, gazetede yatılı olanlar, köşede yatılı olanlar, televizyonda yatılı olanlar, çalıştığı fabrikada yatılı olanlar, yönettikleri şirkette yatılı olanlar, kıtasında yatılı olanlar, karakolunda yatılı olanlar, ideolojisinde yatılı olanlar kimler acaba? Bunlar üzerinde araştırma yapıldığında çok ama sayıda örnek bulunabileceğine eminim.

    Citizen Kane Yurttaş Kabe Orson Welles ve Charles Foster Kane

    Bu konuda en önemli örnek olarak Yurttaş Kane filminin anlattıkları incelenebilir. Çok uzun yıllar önce çevrilmesine rağmen, hem teknik ve hem aktarım biçimi olarak devrim yapmıştır sinema dünyasında. Hala dünyada çevrilen en iyi ilk on film arasında yer almaktadır. Bir vakıf tarafından çok küçük yaşta evinden koparılan Charles Foster Kane daha sonra inanılmaz şeyler yapar. Eğitimini bitirdikten sonra geçtiği vakfın başında 24.000 tirajlı gazeteyi 600.000’e çıkarır, başkan adayı olur. Tabloid gazetesi sansasyon üzerine sansasyon yaratır. Ancak seçkin karısını şarkıcı bir kadınla aldatır ve yine gazetelerde yayınlanan bu haber yüzünden adaylıktan çekilmek zorunda kalır. Seçkin karısı onu terk ettiği için, bu şarkıcı ile evlenir, ona opera binası yaptırır ve bu operada onu ünlendirmeye çalışır ama olmaz.. En sonunda da efsanevi Xanadu şatosunu yapar ve karısı ile birlikte yaşamaya başlar. Sonunda bu karısı daı onu terk eder. Filmde bir kar küresi ile ile oynarken Rosebud, der ve kar küresi elinden düşer ve ölür.

    Film Rosebud kelimesinin Kane için ne anlama geldiğinin araştırılmasıdır. Devasa Xanadu şatosunun depolarında binlerce sanat eseri satın alınmış ve depolanmıştır. İşçiler bu depodaki lüzumsuz eşyaları yakarken ocağa bir kızak atarlar. Kamera kızak üzerine yönelir ve kızak üzerinde Rosebud yazmaktadır. Bu kızak evden alınmadan önce karlı bir günde oynadığı kızaktır. Charles Foster Kane çocukluğunu aramakta ve oraya dönmek istemektedir. Filmin başında baba oğlu göndermek istemese de anne çocuğunu teslim eder ve yatılı okula gönderir.

    Bu filmde yatılı okuyanların çok başarılı olabileceğini, büyük işler yapabileceğini ancak sevgi boşluğu ve terkedilmişliğin hiçbir şekilde doldurulamayacağına dair bir bilgi de var . Bir başka önemli nokta da Rosebud’ın argo anlamının Orson Welles’in hayatını etkilediğidir. Filmde yayıncı Randolp Hearst’ün hayatı anlatılmaktadır. Rosebud ise eşinin cinsel organını çağrıştırması onun Hollywood’dan aforoz edilmesini sağlar. Böylece Orson Welles’in Hollywood hayatı bu film sonrasında engelli koşuya dönüşecektir. O da dünyaya gelmiş en önemli dahilerden (yatılı okuyan) Tesla gibi yalnız kalmıştır, sonunda.

    Bu hem filmde gerçekleşir ve hem de hayatında. Farkında olmadan film kaderi olmuştur, Orson Welles’in. Bugün bile seyredildiğinde hem görsel ve hem de anlatım olarak değerli bulunan Yurttaş Kane filmi bir başyapıt olma değerini korumaktadır ve yatılı bir insanın hayatını anlatması ile de konumuzla ilgilidir.

    Yatılı Olmak Kavramı

    Yatılı olmak sadece yatılı okulda okumayı anlatmak yerine bir kavram olarak değerlendirildiğinde daha doğru noktalara bizi ulaştırabilecektir. Kendi evi dışında uzun süre kalmak yatılı olmak sonucunu ortaya çıkarabilir. Bu anlamda okul olduğu gibi, askerlik yaparken geçirilen günler yatılı bir süreçtir. Hastanede uzun süre kalmak da aynı sonuçlara yol açabilir. Sürekli olarak sevgilisinin evinde kalan kişi de farkında olmadan yatılı sürece geçecektir. Lojmanlarda yaşayan ve arasıra da olsa başka lojmanlara yer değiştiren insanlarda yatılı sürece geçmektedirler. Gençliğinde öğretilen bir ideolojiye bağımlı kalınması da ideolojide yatılı kalma sürecine yol açabilir.

    Japon İş Kültürü

    Japon iş kültüründe de bir şirkette çalışan bir kişinin evinden uzakta çalışma zorunluluğu da yatılılık kültürü ile ilgilidir. Yatılı süreci yaşayan kişiler iş hayatında ve özel hayatlarında yatılı oldukları süreci devam ettirmekte ve sadece üzerinde çalıştıkları düşündükleri konu ne ise ona odaklanmaktadır. Düşündükleri veya çalıştıkları konu dışında başka hiçbirşey akıllarına gelmemekte ve düşünememektedirler. Bu ise değişimi ve değişim sürecini engelleyen paralel sürecin ta kendisidir. Sınırlar çok sert ve uzun süreli olarak kurulduğu için bu sınırlardan kurtulmak bazen silahla intihar, bir başka içerikte uyuşturucu kullanımı veya içki içerek kurtulacağını düşünerek bunları yapmaya başlayabilir ve bunlarda yeni ve daha sert sınırları oluşturabilir. Sanatçı, sahne dışında bir hayat olduğunu aklına getirmezken, köşe yazarı köşesinde yazdıkları dışında bir hayatı düşünememekte, televizyoncu “hayatımın sonuna kadar program”yapacağım şeklinde söylemleri ile, çalışan ise “mezara kadar” aynı hızda çalışmayı isteyerek kelimelendirebilmektedir.

    Bunlar zihinde oluşan değişime engelleyen sert sınırların göstergesi sayılabilir. Bu anlamda bazı cemaatlerin okulları ve kuran kurslarının küçük yaşlarda çocukları kabul etmesi net olarak anlaşılabilir. Ne kadar küçük yaşta yatılı okutur , aile ve  dış dünyadan kopartırsanız, kişinin zihninde oluşacak sınırlardan kurtulabilmesi mümkün olmayacak ve kendisine aktarılan ne ise ona bağımlı hale gelecektir. Zira bu sınırların hiç farkında olmayacak, olamayacaktır. Yabancı dilde eğitim yapan yatılı okullarla, ışık evler, askeri okullarda aslında aynı kategoride sayılmalıdır. Böylece kişi kendi isteğiyle yaptığını düşündüğü şeyler için programlanmıştır ve en önemlisi kolay yönetilir hale gelmiştir.

    Ergenekon ve Diğer Davalar

    Bu günkü toplumsal çatışmalara bakıldığında, çatışmaların yatılı okulda okuyanların iktidar savaşı olduğunu anlayabiliriz.

    Böylece, sadece kendisi gibi olanlarla iletişim kurmaya alışan kişilerin hayata çıktıklarında da kendi görüşünde olmayanlarla iletişim kuramayacakları anlaşılabilir. Böylece sınırlanan bilgi alma süreçleri kişinin gelişimini ve değişimini engelleyecek, kaynaklarının zenginleşmesini önleyecektir. Bilgi karşısında tavır alınmadığı ve yorumlanamaması da başka bir sorun sayılabilir. Kendi öğrendikleri doğru, diğer tarafın söyledikleri yanlış olarak kabul edilecektir.

    Bu anlamda yatılı olmak kavramı sadece yatılı okulda okumaktan çok öte bir anlamı da kavramaktadır. Eğer herhangi birkonuda yatılı hale gelmişseniz, yaratıcılık süreci de doğal olarak engellenecek, zihinsel sınırlar ötelenemeyecektir. Siz hangi konuda yatılı olmuş durumdasınız? Bunun üzerinde düşünmek daha farklı sonuçları ortaya çıkarabilir. Yatılı olmak yönetilmektir.

    Cengiz Eren
    NLP Uzmanı ve Eğitmeni

    Kozyatağı 9 Mart 2010

    Umarım Taraf Gazetesi Telesiyej yazarı bu yazıya ulaşabilir ve okuyabilir ve de kendisinin Taraf Gazetesi Telesiyej köşesinde yatılı olduğunu anlayabilir. Bir köşeye telesiyej adı vermek bile yaratıcılığı engelleyebilir. Zira telesiyej sadece iki nokta arasında gidip gelen bir yapıdan ibarettir. Can Dündar'ın köşesinin Ada olması onun adada tek başına kalmasını sağlamış olması gibi.

    http://www.erenlp.com

     

TOP