|
|
|
Ana Sayfa | NLP Braingineering | Seminerler | NLP Practitioner | Cengiz Eren | S.S.Sorular | NLP Soruları | Yazı Oku | E-mail |
|
|
|
Sanatçı
ne kadar gerçekmiş gibi söylüyorsa o
kadar iyi bir play-back üstadı olduğu söylenebilir.
Bu iyi midir? Kötü müdür? Pek
düşünülmez. Play-back aslında
hayatın başka içeriklerinde
de görülmektedir. Kendisine verilen rolü
oynayan kişi de play-back
yapmaktadır.
Başkasının kullandığı kelimeleri ve cümleleri kullanmak da
benzer şekilde
play-back olarak adlandırılabilir. Bu sadece bu kadarla da kalmaz.
Kendi
hazırladığınız bir metni veya prezentasyonu aynı şekilde iki kez bile
yapıyorsanız, ikincisinde play-back bile yaptığınız
söylenebilir. Kişisel gelişim
konusunda verilen seminerlerde
de bu sıklıkla görülebilir. Tabii yazılan kitaplarda
da. Bir kişi bir
anlatıyı başlangıçtan bitişe
kadar aynı şekilde ikinci kez anlatıyorsa play-back kişisel gelişimci
olduğu
söylenebilir. Kişisel Gelişim konusunda yazanlar eğer
“copy-paste
yazar” ise “play-back”
yapıyor olmaları çok da anormal karşılanmamalıdır. Üzerinde
bir gramofonun ve bir köpeğin yer
aldığı “His Master’s voice” yazan bir
logoyu hatırlıyorum. Galiba
gramafon markasının logosu idi, bu
yazı ve şekil. Türkçe’ye ise
“Sahibinin Sesi” olarak tercüme
edilmişti. Gramofon plağı, teyp, kaset, cd ve şimdilerde
mp3’ler üzerinde
kayıtlı olanın binlerce defa seslendirilmesini sağlamaktadır. Bu
şekilde
kayıtlı olan bir şeyi birçok kereler dinlenebilir. Ses
ve müzik sanatçıları, besteci veya söz
yazarının şarkılarını yeniden çalar ve söylerken
aynı notaları tekrar etmekte
veya aynı sözleri söylemektedirler. Bu da bir anlamda
kayıtlı olan için
play-back demektir. Sadece kendilerine ve seslerine göre bir
yorum ortaya
koyarak, az da olsa bir farklılık yaratırlar. Klasik müzik
dünyasında bu
kolaylıkla görülebilir. Yehudi Menuhin notalarını
bildiği bir parçayı çalar ve
ona kendi yorumunu da katar. Ne kadar çok şarkı veya nota
biliyorsa ve bunu
farklı yorumluyorsa o kadar ünlü bir
sanatçı olur. Şarkıcılar
içinsürekli olarak söyledikleri
şarkılardan biri ve bir kaçı farkında olmadan kaderleri de
olabilmektedir. Berkant’ın
söylediği Samanyolu
şarkısı bunu yazan ve söyleyen kişilerin
hayatı boyunca
sürecek ve sonra unutulacaktır. “Bir şarkısın sen,
ömür boyu sürecek”
sözleri
bu sonucu yaratabilir mi? Benzer şekilde Mary Hopkin “Those were the days my
friends”şarkısı ile büyük
başarı kazanmış ancak daha sonra söylediği şarkıların
hiçbiri bu başarıya ulaşamamış ve unutulmuştur. Bu şarkıyı
yazan Beatles’te bu
şarkıdan sonra dağılmış ve sonrasında ise bir araya gelememişlerdir.
Benzer bir
durum “Bu akşam
ölürüm “ şarkısını
söyleyen Murat Kekilli'nin de başına
gelmiştir. Birden patlayan bu şarkı açıklanması uzun
sürecek olan nedenlerden
dolayı, Murat Kekilli bir daha benzer etkide bir şarkı yazamayacak veya
söyleyemecektir. Bir
şarkıyı dinlerken benzer süreç dinleyen
kişinin zihinde de yaşanmaktadır. Bildiğiniz bir şarkıyı dinlemeye
başladığınızda, zihninizdeki kayıtlarda play-back yapmaya
başlamaktadır.
Bilinen şarkının birkaç notası duyulduğunda zihnimizde şarkı
çalınmaya başlamış
demektir. Bu şarkı zihnimizde çalınırken şarkı ile ilgili
duygusal bir durumda
birlikte çağrılıyorsa, o zaman bu şarkının kişi tarafından
sevildiği
söylenebilir. Sanatçı bir ayrılık şarkısı
söylüyorsa, dinleyen kişi de bu
şarkıyı zihninde ayrıldığı sevgilisine söylediği
anlaşılabilir. Böylece müzik
sözleri, sözler, duyguları, duygular ise hissetmeyi
sağlamaktadır. Dinleyen
kişi de farkında olmadan yaşadığı boşluklarının
büyüklüğüne göre duygusal
yoğunluğu yaşamaya başlar ve davam ederler. Öyle ki bazı
şarkılarda hüngür
hüngür ağlandığı da olur. Bu
yazının konusu olmamasına rağmen iyi söz
yazarları iyi sosyologdur da denebilir. Şarkıların
içeriklerini toplumdaki
geniş kesimlerin duygusal boşluklarının neler olduğunu fark ederek
bunları
şarkıları ile uyarmaya çalışırlar. Aşk en çok
kullanılan içeriktir. Sonrasında
ise ayrılık, ölüm içerikleri kullanılır.
Son zamanlarda yoğun olarak cinsellik
kavramı da şarkılarda etkili olmaya başlamıştır. Bütün
bunlar play-back davranışının yoğun
şekilde kullanıldığını göstermektedir. Model başka
içeriklerde de devam
etmektedir. Masal ve fıkra anlatan kişilerde play-back yapmaktadır.
Aynı
şekilde başka kişilerin sözlerini kullananlar da aynı şekilde
davranıyor
denebilir. Kişisel gelişim
konusunda da play-back
oldukça
yaygındır. Zira verilen bilgiler içinde
çoğunlukla daha önce ifadelendirilmiş
kelime ve cümleler yoğunlukla kullanılmaktadır.
Örneğin Konfüçyüs’ün
bir
cümlesi kullanıldığında farkında olmadan bir
süreç de başlamaktadır. Bu cümleyi
söyleyen kişinin zihninde Konfüçyüs’ün
yeri de belirlenmektedir. His
Master’s
Voice veya Sahibinin Sesi tanımına uygun olarak
Konfüçyüs o kişinin beyninde
Master veya sahip olarak yer almakta ve Konfüçyüs
binlerce yıl öncesinden o kişiyi
yönetmeye başlamaktadır. Bu cümleleri dinleyen
kişiler de bu cümleyi, cümleleri
doğru kabul ettiklerinde benzer sonuç onların zihninde de
gerçekleşmekte ve
böylece
Konfüçyüs’ün
sahiplik alanı genişlemektedir. Bu
sadece bir örnek tabii ki.
Kişiler neler yaptıklarının farkında
olmayabilirler. Taa ki bu yazıyı okuyana kadar. Ama bu kadarla kalsa
iyi . Bir
de farkında olarak ve bilerek bu mesajları aktaranlar da olabilir mi?
Başkalarının anlattıklarını veya sözlerini kullanan kişiler “dış dil”
kullanarak, o bilgileri doğru kabul ettiklerini ve dinleyenlerinde
doğru kabul
etmeleri gerektiğine dair mesajı vermektedirler. Böylece bilgi
aktarımı kişisel
gelişimi durağanlaştırmakta ve bu bilgiyi anlatan kişilerde ortaya
çıkan “öğrenilmiş
gelişememezlik” süreci de
başlamaktadır. Hem
bilgi sahibi olduklarını düşünen
ama gelişemeyen kişilerde sorunlar
giderek artmakta ve kişisel gelişimcilerden öğrendikleri “öğrenilmiş
çaresizlik”’in
gerçek olduğunu kabul ederek, kesilmeyi bekleyen kurbanlar
haline
dönüşmektedirler. Bu benzetme yazı kurban bayramında
yazıldığı için içeriğe
dahil edilmiştir. Yaratıcı düşüncenin ve yaratıcı
düşüncenin sözelleştirilmesi,
“iç
dil” kullanılmaya başlanması ile
“play-back” anlatılarınızın önüne
geçecek
ve “istenen
sonuca” daha kolay ulaşmanızı sağlayacaktır. Bir
denemenizde bir
mahzur olmasa gerektir. Beynimize
aktarılan yazılı, sözlü, müzikli,
şarkılı her türlü bilgiye dikkat etmek gereği
gün gibi ortadadır. Zira her
cümle farkında olmadığımız bir takım sonuçların
beynimize aktarılmasına sebep
olabilir. Kitaplarda,
televizyon
programlarında yorumlarda, yazılarda farkında olmadan alınan bilgilerin
sonuçları daha sonra hayatımızda ortaya
çıktığında şaşırmamak da gerekmektedir.
Bundan kurtulmanın en kısa yolu ise kişinin kendisini korumasıdır.
Anlatılan
konu kendi sesi ile mi yoksa sahibinin sesi olarak mı aktarılıyor, bu
ayrımın
fark edilmesi, korumayı çok daha kolaylaştırabilir. Mevlana
bile “artık yeni
bir şeyler söylemek lazım” cümlesini
söyleyene kadar yaratıcılığını kullanmamış
olsa gerektir. Bu cümleyi söyledikten sonra başkaları
Mevlana’nın cümlelerini
bize aktarmaktan başka bir şey yapmamıştır. Daha da ileri giderek size önerilen bir ahaytı yaşaıyorsanız da, hayat boyuyunda "long play-back" yapıyor olabilirsiniz. Ancak bu durumda şarkının sonu hiç de istediğiniz gibi bitmeyebilir. Dünyayı değiştiren insanlara bakıldığında play-back değil, sadece kendi istediklerini yapan insanlar olduğunu da görürüz. Ama nasıl yaşayacağınıza dair bir karar vermeniz gerekiyorsa, bunu sadece siz verebilmelisiniz. Yeni
şeyler söylemekten de ileri olarak kendi
dilimizi oluşturup kendi cümlelerimizi dış dil etkisinden
uzakta
kelimelendirmeye başladığımızda yaratıcılığın kullanılmaya ve
sınırların
ötelenmeye başladığını siz de kolayca görebilirsiniz,
kendinizi hiç olmadığı kadar iyi hissederken. Bu yazıdan sonra play-back, play-back olmaktan çıkacaktır. Daha da iyi anlaşılabilmesi için son cümle şu olabilir. “No Play-back, No copy-paste, please”. Cengiz Eren http://www.erenlp.com 14 Ocak 2006
Kozyatağı
cengizeren@erenlp.com |