|
|
|
Ana Sayfa | NLP Braingineering | Seminerler | NLP Practitioner | Cengiz Eren | S.S.Sorular | NLP Soruları | Yazı Oku | E-mail |
Mystic
River, Gizemli Nehir,
Hesaplar Görülür, Nehre Gömülür |
|
Film sona erdiğinde “Çok ilginç, çok güzel ve
etkileyici” kelimeleri aklıma geldi kendiliğinden . Ağır işleyen ama çok
etkili olan film sonunda bir deniz-nehir görüntüsü ile film sona eriyordu ve
seyirciyi kendi geçmişleri ile yüzleşmiş olarak eritiyordu. Üç çocukluk arkadaşı, yaşanan olaylar ve bu olayların
etkilerinin yeniden ortaya çıkışları ile değişim kişilerin kendi kontrolü
ortaya çıkmaya başlaması ve değişimin çok sert ama seyirciye kendisini
sorgulatır biçimde sona ermesi. Filmde arasıra gösterilen bulutsuz gökyüzü,
yaşadığımız dünyada gökyüzünün altından neler olduğunu da anlatır
gibi. Unforgiven filmini seyrettiğimde
de çok etkilenmiştim. Hala aklımda olan kovboy olmak isteyen gencin “Kaç
adam öldürdün” sorusuna, Clint Eastwood’un “Bilmiyorum hepsinde sarhoştum”
cevabı idi. Daha önce çevirdiği kovboy filmlerinde öldürdüklerinin anlamsızlığını
da ifade ediyordu. Once Upon a Time in America filmi ile de benzerlikler
bulabilmek mümkün Mystic River’la. Orada yahudi sokak mafyasından bazı kişilerin
sistemde yerini alıp politik hayatı etkileyecek güce erişmesini anlatıyordu.
Robert De Niro’nun parlak oyunculuğu vardı. Bu filmde de Sean Penn Robert de
Niro’ya nazire yaparcasına oynuyordu. Dead Man Walking de alamadığı
Oscar’ı bu filmde alacak gibi görünüyor ama Hollywood sistemi Orson
Welles’i sevmediği gibi Sean Penn’i de sevmiyor. Hokey sopaları ile oyun oynayan çocukların görüntüleri
ile başlayan film, belediyenin döktüğü beton üzerine, her çocuğun iz bırakmak
için yapmak istediği gibi yazı yazan çocukların yanında duran arabanın içinden
çıkan bir adamın çocuklardan birinin seçip götürmesi ile başlıyor.
Neden o çocuk seçilmiştir? Burası seyirciye bırakılıyor ama aslında üç
çocuğun birden seçildiğini de anlıyoruz filmin sonunda. Yaşanan bu olay çocuk
üzerinde ciddi izler bırakıyor. Fakat bu tecrübenin hayatında ne denli
etkisi olduğunu daha sonra öğrenmeye başlayacağız. Bu üç çocuk büyüdüklerinde birisi polis oluyor, diğeri
ise küçük bölgedeki mafya lideri, kaçırılan çocuğun ise ne olduğunu
bilmiyoruz büyüyünce. Birden bir deprem oluyor bunlardan birinin hayatında
ve bu deprem hepsini birden inanılmaz şekilde etkiliyor. Bu deprem Jimmy’nin
kızı öldürülmesi. Bu noktadan itibaren geçmişte yaşanan tecrübeler ve
etkileri de görülmeye başlanıyor. Cinayet üç çocukluk arkadaşını
yeniden ve çok farklı bir içerikte buluşturuyor. Geçmişte yaşadığımız tecrübeler ve bu tecrübelerin
etkisinin, farkında olmadığımız aklımızdan, farkında olmadan ortaya çıkması
ile, ne şekilde sonuçlandığını da gösteriyor. Jimmy, Sean ve Dave
karmaşık duygularla yeniden bir arada olurken, çekilen acılar, belki
de bir kan davasının hesabının da görüldüğünü ortaya çıkarıyor.
Jimmy’nin hapse düşüp çıkmasının nedenlerini ve “lakabı olmayan”
Ray’in de bu olaya etkisini de öğreniyoruz.Filmin nasıl sonuçlanacağını
dikkatli izleyiciler kolaylıkla farkedebilir ama zaten filmin sonu pek o kadar
da önemli değil. Cinayet, Jimmy’nin hayatında bir deprem yaratıyor, tıpkı bizim yaşadığımız 17 Ağustos depremi gibi. Eşzamanlı olarak Dave’in gördükleri de geçmişte yaşadığı tecrübenin etkisini ortaya çıkarıyor ve bağlantılar kurulmaya başlanıyor. Burada Jimmy, Dave ve Sean’ın eşleri ile olan ilişkisi de izlenmeye değer. Bu ilişkilerde de farklılıklar söz konusu. Dave’in eşi korkularını gizleyememekte, Jimmy’nin eşi Jimmy’nin her yaptığını kolaylıkla onaylamakta, Sean’ın eşi de kaçmış ve başka bir eyaletten sessiz telefonlar açmaktadır. Filmde yüzler duyguların daha etkili anlatılması için
çok büyük olarak kullanılmakta ve diyaloglar akıcı olmayan ama etkili cümlelerle
ifadelendirilmektedir. Bu, seyircinin kendi yaşadıklarını da yeniden gözden
geçirmesini sağlamakta ve hatta biraz buna zorlamaktadır. Bağlantılara gelince filmin başında kanalizasyona kaçan
top ve daha sonra yaşanan kaçırılma olayı herkesi etkilemiş ve üç çocuk
farklı yollara yönelmiştir. Birisi güçten etkilendiği için polis olmuş,
diğeri ise hesaplarını kendisi gören bir insan haline dönüşmüş ve kaçırılan
çocuk ise hiçbirşey olamamıştır. Aslında kaçırılma olayında yaşadıkları
onun yaşamının temizliğini sona erdirmiştir. Aynı mahalleden kopamamışlar
ve yaşanan bu olay, kanalizasyona düşen topa benzer şekilde hepsini
kendileri gibi olmaktan uzaklaştırmış ve etkilendikleri şekilde olmalarını
sağlamıştır. Bu filmde kamera parlak gözyüzüne arasıra dönmekte ve
11 Eylül’de Dünya Ticaret merkezinin yıkılması ile ortaya çıkan boşluğu
hatırlatmaktadır sanki. Özellikle Sean Penn’in Amerika’nın Irak
politikasına karşı tavrı da hatırlanırsa,
bu filmde politik bağlantılarda kurulabilir. Mystic River kirleri
temizlemekte, suçları kapatmaktadır. Film çocukların kaçırılma olayını yaşadıkları
sokakta sona yaklaşır. Beton üzerinde ilk yazılı isim Jimmy’dir, yazmaya
ilk teşebbüş eden cesaretli çocuktur. Sean yazısı ise onu takip eder. Dave
ise sadece isminin ilk hecesini yazmıştır, zira ismini tamamlayamadan kaçırılmış
ve kendisi de bütünlüğünü kaybetmiştir. İtiraf sahnesi ise gerçekten çok etkili, suç zorlamayla itiraf ettirilir ve cezası da görülür. Ama verilen cezanın geç kalma ile bağlantısı anlaşıldığında artık çok geçtir. Sokakta bir geçit töreni ile film sonlanır. Amerikan rüyası görünürde bütün güzelliği ile devam etmektedir. Boston’daki bir nehir adından yola çıkarak yapılan bu
film, oyuncularının çok başarılı oyunları ile kişileri etkilemektedir.
Dirty Harry filmlerinden de tanıdığımız Clint Eastwood ise kendi rolüne
benzer rolü Sean Penn’e vermiştir. Adalet geç çalışır ve bu yüzden kişiler,
düşündükleri cezaları polis ve yargıdan önce vermektedir.
Ama Mystic River’ın çamurları sırları örtmüş ancak kendi üstlerine
de bulaşmıştır. Irak savaşında da olmayan suç itiraf ettirilmiş ve
yapılan saldırı ile suçlu ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır.
Bireysel olarak ortaya çıkan durumlar toplumsal olarak da devam eder görünmektedir
bu yapı içinde. Amerikan
toplumunda birinin suçlu olduğuna inanılırsa, ceza her içerikte önceden
verilmektedir. Ama en önemlisi çocuklukta yaşananların insan hayatındaki
etkilerinin nasıl sonuçlandığını çok net olarak göstermesi filmin değerini
bir kat daha arttırmaktadır. Bu senaryo, bu kadro ve yönetmeni ile film,
birkaç Oscar almaya hak kazanmış görünmektedir. Cengiz Eren Kozyatağı 29 Ekim 2003 |