Turgut
Özakman'ın kendi
köşesinde yazdığı yazıda Mustafa filmini beğenmediğini ve
için de çok yanlışın olduğunu geçte
olsa yazabilmiş. Gerçekten de "Çılgın
Türkler" kitabının yazarının
düştüğü durum
hüzünlü. Can Dündar farkında
olmadan yaşadığı krizi nasıl yönetemediyse, Çılgın
Türkler gibi önemli bir kitabın yazarı da
yazdıklarından çok fazla şey öğrenemediğini ve bu
stratejileri pek de kullanmadığını veya kullanamadığını
gösteren bir örnek.
En önemli sonuç ise Kurtuluş Savaşı
hakkında kitap yazan Turgut Özakman'ın ve Kurtuluş savaşını
anlatan Mustafa filmini çeken Can Dündar'ın "KURTULUŞ SAVAŞI"
yapmak durumunda kalmaları. Benim için en ilginç
sonuç bu sayılabilir, stratejiler değil, savaş
önemsendiğinde savaşmak zorunda kalınabilir. Kurtulmuşlar
mıdır? bir açıdan özellikle maddi açıdan
kurtulmuş sayılabilir. Diğer açılardan kurtulup
kurtulmadıklarını yakın zamanda sonuçları ile
görebilmek mümkün olabilir. Keşke
kendilerini bu duruma düşürmelerdi.
Halbuki bu blog'da yazdığımız Can Dündar'ın kurtuluş savaşı
isimli yazı, Can Dündar yazısının çıktığı
gün yazılmıştı. Bunun bir manipülasyon olduğu belli
idi. Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı üzerinden bir oyun
oynanmaktaydı sanki.
Ne diyor Turgut Özakman
yazısında
"Ama M. Kemal’in
Sofya’ya askeri ateşe olarak gönderildiğinin
açıklanmasından sonra filmde yanlışlar, abartılar, eksikler,
saptırmalar, haksızlıklar, yersizlikler,
küçültücü anlatımlar,
resimler belirmeye başladı. Sona doğru arttı. Son
bölüm şaşırtıcıydı. Her duyarlı insanı yaralamıştır
sanıyorum. Filmdeki güzellikleri, teknik başarıları da,
yanlışları, olumsuzlukları da ilk görüşte
görebildiğim, anlayabildiğim kadar
söyledim.”
’Söz,
yanlışları düzelteceğim’ dedi
“Düzeltmesini
istedim. Can Dündar beni çok efendice dinledi,
değindiğim hususları kabul etti, yanlışları düzelteceğine de
söz verdi. Doğrusu da buydu. (...) Can büyük
bir içtenlikle, ”Keşke size
danışsaymışım“ demek inceliğini gösterdi. Saat
15.00’e doğru filmi izleme sona erdi. Can gitti.”
Gösterimde olan bir filmin düzeltilmesinin bu kadar
kolay olacağını düşünmek ne
ölüçüde mantıklı olabilir ki!
Sonra şöyle devam ediyor
"Kendisine duyduğum güven
solup gitti. Kimi efendi insanlar direksiyona geçince
canavarlaşır, kimi kaleme sarılınca böyle saygısız
olur!”
Ve Sonunda da şunları söylüyor "
“Yazının girişi ve
genel havası, filmi çok beğendiğim izlenimini vermekteydi.
Can filmi eleştirdiğimi de belirtiyordu ama neleri, nasıl, ne kadar
eleştirdiğimi sessiz geçmişti. Bu reklam kokan yazıdan
olağanüstü rahatsız olduğumu belirtmeliyim. Bu benim
hiç hoş görmeyeceğim bir cinlik. Asla
çiğnenmeyecek nezaket, saygı ve güven kuralları
vardır. 16 Kasım Pazar akşamı (19.00 seansı), filmi telaş etmeden, bir
daha ve büyük perdede seyretmek için
eşimle birlikte sinemaya gittim, çok dikkatle, not alarak
izledim. İlk izleyişte, belki yoğun İstanbul günlerinin
yorgunluğundan, belki Can’la dostça konuşa konuşa
izlediğimizden, bazı hususları atlamışım. Bu izleyişte, dikkatimden
kaçmış büyük boşluklar ve yeni
olumsuzluklar fark ettim (...) "
32 programından önce Can Dündar'la birlikte izlenen
filmin yorgunluk veya dostça konuşa konuşa izlemekten
anlaşılmamış olduğu anlaşılıyor. İkinci kere izlendiğinde ise
farkedilmesi de önemli bir hata sayılabilir. Turgut
Özakman farkında olmadan iki önermeyi kabul etmiş
durumda. Bunlardan birincisi izlemediği bir film için 32
gün programına çağrılması. İkincisi ise Can
Dündar'ın film izleme önerisini evinde kabul etmesi.
78 yaşındaki dev yazar Turgut Özakman'ı ikna edebildiğine
göre Can Dündar'ın yetenekli olduğu kabul etmemiz
gerekiyor.
Ancak yazısında annesi ile Turgut Özakman'ın iş
arkadaşlığından ve annesinin sigara içmesine Turgut
Özakman'ın sebep olduğu da Can Dündar tarafından
belirtiliyordu. Bu zaten Can Dündar'ın oraya bir kurgu
çerçevesinde geldiğini gösteriyor.
Turgut Özakman ile Can Dündar arasındaki konuşma
Özakman'ın yazısında “(...)
Bak..“ dedim, .”..Beğenmezsem söylerim.
Ona göre.” “Elbette hocam.”
şeklinde ifade ediliyor.
Bu cümleler daha ilginç hale getiriyor ortaya
çıkan durumu. Can Dündar Turgut Özakman'ın
isteğini onaylıyor ama neden bu cümle söylenir ki.
Orada veya sinemada film seyredilir ve daha sonra 32 gün
programına çıkılır ve orada yorum yapılır. Böyle
olması gerekirken Turgut Özakman daha sonra banttan
yayınlanacak 32 Gün provasını orada yapıyor ve
böylece Can Dündar nelerle karşılaşabileceğini
öğreniyor. Zaten düşündüğü
gibi olmasa belki de banttan yayınlanacak program yayından kaldırılacak
ve yerine canlı 32 Gün konacaktı. Ayrıca Turgut
Özakman kaç defa herhangi bir yönetmeni
veya programa birlikte katılacağı kişiyi evinde konuk etti ve programda
yapacağı konuşmalar hakkında bilgilendirdi.
Çılgın Türkler kitabının yazarının biraz
Çılgın olması gerekmez miydi? Sadece yazdıklarından
öğrendiklerini kullanabilse idi, böyle bir duruma
kendisini düşürmezdi. Sonrasında yazdığı yukarıda
alıntılanan cümleri içinde barındıran yazıyı
yazması ve hem de bu kadar geç yazması kendisinin
kendisindeki değerini de düşürecek nitelikte.
Kurtuluş Savaşı'nı en iyi bilen kişi olarak bilinen ve tanınan Turgut
Özakman, Can Dündar'ın ortaya Koymak zorunda kaldığı
Kurtuluş Savaşı'na katkıda bulunarak kendisi de kurtuluş savaşı yapmak
zorunda kalmıştır.
Dış önermeler kabul edildiğinde ortaya çıkabilecek
sonuçları çok açık olarak
gösteren bu durum bence kendi hayatını yönetmek
isteyen insanlar için ne kadar dikkatli olunması gereğini de
göstermektedir.
Söylenmesi gereken şunlar olabilirdi.
Birinci olarak: 32 Gün programına çağrıldığında
"Ben filmi seyretmedim, bu yüzden programa katılmak
istemiyorum.
İkinci Olarak: Can Dündar birlikte film seyretmeyi teklif
ettiğinde " Ben filmi evde değil sinemada seyretmek isterim" veya
"CD'yi bana bırak ben yalnız seyrederim"
Üçüncü Olarak: "Beğenmezsem
söylerim" yerine " Filmi birlikte seyrederiz ama
üzerinde konuşmayız. 32 Gün'de yorumlarımı yaparım"
Turgut Özakman bu seçeneklerden herhangi birini
kullanabilseydi, Şu Çılgın Türkler kitabının dev
yazarına
çok da yakışırdı.