|
Zaman geçti, çok da uzun zaman önce değildi. Kredi
kartlarının kağıtlar üzerine numaralarının kopyalanıp imzalatıldığı dönemler
üzerinden de çok fazla geçmedi. Bilgisayarın telefonla internete bağlanıp
“network”e dahil olması üzerinden de. Sonra cep telefonları, kablolu,
kablosuz bağlantılar ve hepimiz “matrix’e dahil olmaya başladık.
Globalleşme, 11 Eylül, savaşlar, Büyük Ortadoğu projesi. İnanılmaz hızla
akan bilgiler, hızla inen çıkan duygularımız dijital bir çağın ortalarında
olduğumuzu duyuruyor sanki.
Artık yaptığımız her işlem, attığımız her adım takıp edilebilir durumda.
İzleyiciler “geiger” sayacı olarak kabul edilirse, bizler radyoaktif hale
geçtik denebilir. Manyetik alanların etkisi giderek yaygınlaşıyor.
Bulunduğunuz her noktada manyetik alan sayısı çoğalıyor. Televizyon, cep
telefonu, telsiz, satelite, kapı açma kapama anahtarları, hepsi manyetik
alan etkileri kullanılarak yapılıyor. Manyetik alanla güç transferi de
yapılabildiğini biliyoruz artık. Henüz küçük oranlarda olsa bile garaj veya
araba kapıları bir düğmeye basılarak açıldığında güç transferinin hareket
yarattığı görülecektir.
Telli bağlantılar telsiz hale gelerek hayatımızı kolaylaştırırken başka bir
süreci daha başlatıyordu. Özgürsüzlük. Bütün bunların sebebi ise Tesla
adındaki dahi. 1800’lü yılların sonunda ve 19’ncü yüzyılın başında bugün
kullandığımız teknolojinin temelleri atılıyordu. Ama o zaman demiryolu,
elektrik, otomotiv ve finans yatırımları ile üretim ön planda idi. Ayrıca
Tesla’nın icat ettiği sistemlere uygun malzemelerin çoğu da üretilemiyordu,
o zamanlar. Böylece zamanından önce gelen dahi, arkasında birçok bilgi
bırakıp bir otel odasında hayatını kaybetmişti.
Özgürlüklerimiz ise yavaş yavaş kayboluyor. Yaptığımız her işlem attığımız
her adım taşıdıklarımızın ürettiği manyetik alanla orantılı olarak
izlenebilir hale geliyor. Cep telefonunuzun yayınladığı sinyaller sürekli
olarak antenlerle buluşuyor ve arandığınızda telefonunuzun çalmasını da
sağlıyor. Üç anten vasıtası ile nerede olduğunuz kolayca bulunabilir, belki
bunu biliyorsunuz. Cep telefonunuz kapalı olsa bile. Ancak pili
çıkarırsanız, bulunma imkanınız kalmayabilir.
Internete her girdiğinizde bulunduğunuz yerin neresi (IP Adresi) olduğu
kolayca bulunabilir, gezdiğiniz siteler, aldığınız ve gönderdiğimiz mailler
kolaylıkla incelenebilir. Sitelere giriş alışkanlıklarımız o sitelerde ne
kadar kaldığımız da izleyiciler vasıtası ile takip edilebilir. Otomatik
olarak yapılan güncelleştirmelerde bilgisayarınıza neler yüklendiğini
bilebilmek çok kolay değil. Her yükleme yeni bir kayıt demek bu kaydı
yükleyen bilgisayara. Messenger’ı açtığınızda nette olan arkadaşlarınızla
buluşmanız bulunabildiğinizin çok açık göstergesi olsa gerek.
Kredi kartları ise bir başka alem. Yer olarak nerede olduğunuzu gösterirken,
tüketim alışkanlıklarınızın da kayda geçmesini sağlamakta. Hangi ürünü,
hangi periyotta alıyorsunuz, hangi ülkelere gidiyorsunuz, gittiğiniz
restoranlar, barlar, taksitli aldıklarınız, ödeme şekilleriniz sayısal
olarak istatistik haline dönüştürülebilir kolayca.
Geçmişte atların veya insanların ayak izlerinden takip edilen insanlar var
iken, şimdi neredeyse attığımız her adım izlenebilir halde. Bunun için
kovboy filmlerinde gördüğümüz iz takip eden usta kızılderililer yerine küçük
birkaç satırlık programlarla veya küçük kameralarla bu iş kolaylıkla
yapılabiliyor.
Bütün bunlara rağmen durum pek de ümitsiz değil doğal olarak. Zira çevresel
koşullar değiştikçe biz de gelişiyoruz. Matrix’te anlatılan sanal ve gerçek
dünya arasındaki bağlantı idi, hangisinin sanal, hangisinin gerçek olduğunu
bilmiyoruz. Bizlerde nete bağlanarak matrix’in içine girmiş oluyoruz. Her ne
kadar sanal kimlikler üretilebilse de matrixte koordinatlarımız belirli hale
geliyor. Aslında çevirdiğimiz her telefon numarası veya bağlantılandığımız
IP numarası matrixe giriş kodları. Mouse ile yaptığımız hareketler ve harf
tuşları üzerine her dokunuşumuz bağlantının birer parçaları. Matrix’teki
koordinatlarımız işletim sistemi ile kolaylıkla belirlenebiliyor ve sonuçlar
da database’lere aktarılıyor. Artık kayıtlara girmiş oluyorsunuz. Matrix
filminde sistem ve kahin sonunda işbirliği yapmışlardı, Matrix Microsoft ise
Kahin de Oracle olsa gerek, diye düşünüyorum.
Tabii bütün bunlar yanında cep telefonlarının kameralı hale gelmesi özel
alanlarda kayıt yapılması ve bazen kötü niyetli olarak kullanılabildiğini de
gösteriyor. Hülya Avşar’ın kocası tarafından kaydedilen horlaması, Gamze
Özçelik’in yaşadıklarını artık daha yaygın olarak görebiliriz. Kayda geçmek
artık çok kolay en yakın kişiler tarafından bile. Kendimizi korumamız
gerektiği biraz daha netleşiyor. Bu yazı da kayda geçmiş durumda. Siz
okuduğunuzda kayıtlar biraz daha artacak. Bu ise kendi isteğimle ürettiğim
düşüncelerin sonucu.
Doğa ise sınırsız ve çizgisiz. Dağlar, tepeler ve ovalar var, bir de su ve
hava. Kayıtlarımızı ise ancak biz istediğimizde bırakıyoruz doğaya, Mehmet
Kuşman’ın okuyabildiği urartuca yazılarının yüzyıllar öncesinden bırakıldığı gibi. Yapılması gereken ise
istediğimiz zaman sisteme dahil olmak ve istediğimiz zaman doğaya
dönebilmek, duyularımızı duygularımızı, kaynaklarımızı zengin olarak
kullanabilmek için.
Cengiz Eren 6 Aralık 2005
http://www.erenlp.com
|